PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Antakya'lı yazar ve şairler...


murat altunoz
15-03-08, 07:07 PM
Cüneyt Cüzdan (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%38%2f%30%31%2f%63%6e%65%79%74%2 d%63%7a%64%61%6e%2e%68%74%6d%6c)



1967 yılının aralık ayında Antakya'da doğmuşum. Şehrin çekirdeği olan Affan Mahallesi'nde güzel bir çocukluk geçirdim. Gazi Paşa İlkokulu birinci sınıftayken 23 Nisan törenlerinden dönüşümde o bahçeli evimizin önünde beni çocukluğumdan koparacak olan bir kamyon gördüm. Bir apartman dairesine taşınıyorduk. Sonra bambaşka bir hayat başladı benim için. Yeni hayatıma adapte olmaya çalışırken beni travmalardan koruyan ninemi kaybettim. Adaptasyonum sekteye uğradı. Orta okul ve lise'yi Özel Ataa Lisesi'nde okudum. İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi'ni kazandım. Bitirdikten sonra Elbistan'ın bir dağ köyünde mecburi hizmetimi yaptım. Halen Hatay Devlet Hastanesi Acil Polikliniği'nde çalışmaktayım. Evliyim. Hala hayata adapte olmaya çalışıyorum.


-------------------------------------------------------------


Kerim Dönmez (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%31%32%2f%6b%65%72%69%6d%2 d%64%6e%6d%65%7a%2e%68%74%6d%6c)



1957 yılında Antakya'da doğdu. 1969'da Düziçi İlköğretmen Okuluna yatılı öğrenci olarak girdi.1976 yılında öğretmenliğe başladı. Muş, Bursa ve Hatay'ın çeşitli köylerinde ve okullarında görev yaptı. 1985'te Uludağ Üniv. İ.İ.B.F.Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdi.Çeşitli yerel gazetelerde ve dergilerde yazıları yayımlandı. 2000 yılında bir grup arkadaşıyla AMİK Dergisini çıkardı ve yayın kurulunda bulundu. Dergide üç yıl kadar Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptı. Öykü, inceleme,deneme yazmayı sürdürüyor.


TELEFON
Gecenin dinginliğinde kitaplara vermişti kendini.Kitaplar, onun için bir dinlence olduğu kadar kaçıştı da.Sabahattin Ali’nin Kanal adlı öyküsünü okuyordu.Öykünün giriş bölümündeki betimleme çok hoşuna gitti.Bir daha bir daha okudu.

“Çumra kanalının suları Beyşehir Gölünde su rengindedir ;Konya Ovasında kan renginde...

Siz buna, ovanın kırmızı toprağının rengidir diyeceksiniz;ben ,Dedemköylü Mehmet’le kardeşinin kanlarının rengidir diyeceğim.

Konya Ovasının ufukları mavi değil, sarıdır, sapsarıdır...Siz bunun, rüzgarın kaldırdığı tozlardan böyle olduğunu söyleyeceksiniz ; ben, Konya hapishanesinde yatan Zağar Mehmet’in benzinin sarılığından diyeceğim.”

Telefonun zili uzun uzun çaldığında duymazdan geldi.Telefon, çalmayı inatla sürdürünce çevresine bakındı ; eşinin odada olmadığını, yatmaya gittiğini anımsadı. Umarsız,istemeye istemeye, öyküdeki betimleme aklında ,telefona gitti. Arayan , o solgun kasabadan eski bir dosttu.

“Başın sağ olsun! Onu yitirdik.” dedi eski dost.

***

Solgun bir kasabanın yitikliğinde tanımıştı onu. Yıllardan ‘ eylül’ dü ya da yıllar ‘eylül’ün on ikisiydi.Bir saatin bitmez tükenmez tik taklarında, donuk ve bungun bir yalnızlıkta işsiz, açıkta, dayanaksız boğulurken tanımıştı onu. Solgun ve devinimsiz o kasabada “Ne olur ne olmaz? “ insanlarının selam bile vermekten kaçındığı ayrık otuydu. O , hemen yaklaşmıştı yanına; elini, yüreğini, dostluğunu uzatmıştı çekinmesiz, korkusuz....Ne yapmıştı,nereden bulmuştu,bilinmez;bir römork kömür yollamıştı evine.”Eylül’ün soğuğunda titrerken tanımıştı onu.Yüreğinde ateş olmuştu dostlukları eylülün yakıcı,bitirici soğuğuna inat.

Şimdi telefondaki bir dosttan gelen iki sözcüktü yalnızca.”Başın sağ olsun!”Başınız sağ olsundu...her şey sağ olsundu...ağaçlar,kuşlar,böcekler,sevdikleri,sevme dikleri...herkes sağ olsundu...(n’olur o da sağ olsaydı...)

Oysa biliyordu son’un böyle olacağını.Dostunun hastalığını birlikte öğrenmişlerdi.Ameliyat öncesi takılmıştı ona ‘’Hadi kokareç yiyeceğiz.’’demişti.O uğursuz hastalıktan bile eğlence üretmişlerdi birlikte.Ameliyat sonrası,doktorun buz gibi bir sesle,’’Karaciğerine de sıçramış,pek fazla bir şey yapmamız olanaksızdı.’’deyişini anlamak istememişti bir türlü.Sonra hızla eriyişini görmüştü dostunun.Yine de menekşelerin kokusunu yitireceğine,dostluk senfonisinin susacağına,solgun ve devinimsiz o kasabayı ısıtan ateşin söneceğine inanamamış;tanık da olmak istememişti.Atanmasını isteme kararı almıştı böylece.

***

Solgun ve devinimsiz o kasabadan arayan eski dost sessizliği böldü,’’Hüzünlendin mi dostum?’’ Yanıt veremedi.Boğazındaki düğümler çözülmüyordu bir türlü.Telefonu kapatıp okuduğu kitabı eline alınca Sabahattin Ali’nin öyküsünü bir kez daha açtı.Epriyen gecede ışığın titrek vuruşlarıyla aydınlanan öykü yapraklarına,kırılgan bir yelkovanın tik taklarında yaşayan dostunun sureti düştü.Kukumav kuşlarının yürek kanırtan çığlıkları böldü geceyi.

Yüreğine çöken;eskil,ıssız bir kentin bildik,tanıdık hüznüydü.



http://bp1.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/R06kv3OmWpI/AAAAAAAAAO8/4ET3ASyCYaQ/s320/DSC_0164.JPG (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%31% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%30%36%6b%76%33%4f%6 d%57%70%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4f%38%2f% 34%45%54%33%41%53%79%43%59%61%51%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%44%53%43%5f%30%31%36%34%2e%4a%50%47)



Arif Coşkun (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%31%31%2f%61%72%69%66%2d%6 3%6f%6b%75%6e%2e%68%74%6d%6c)


1928'de Antakya'da doğdu.
Şair. Antakya Lisesi’nde okudu. Ancak, ortaöğrenimini tamamlayamadı. Defne Hidroelektrik Birliğinde uzun süre çalıştıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Varlık, Güneyde Kültür, Yelken, Ataç ve Yeditepe dergilerinde yayımladığı şiirleri ile tanındı.
Yapıtlarından bazıları: Günah Dağları (1962), Uzay Gölü (1964) Ateş Hattı (1966), Taş Kilim (1969), Çıkınımda Anadolu (1972), Barışın Kuyumcuları (1978).

Tel Koptu

Kopan telefon telleri lesinde
Düsünüyorum
Hem evet
Hem hayir

Çözemiyorum dügüm üstüne dügüm

Sularin aydinliginda
Açmis nilüferi ben sanmistim
Kopan iki uçta gurur ve kan
Sikismis iki yürek
Saniyede ne çok sinyal aliyorum ve
veriyorum
Kopan tellerde ne çok orkide
karanfil ölüsü


Kime Ne Derdi


‘İnsanlar vardır/ insanlık kadardır..’
Nevruz Uğur-
için..


küflü incir tanesi yüzünün dolaştım çevresini
derya gözlerime daldı, kırıldıkça asil
havanın tok nefesini üfledi rüzgar

dağıldı seslerim dalgasından

kötülük bu ya! O tandır tan ki durulmaz
gülün dikine biten -yalnızca-
yolu sırtında yücelirmiş dağların

kalbin kırılgan uykusunda yıllar

bir avuç tuz kurdu gibi saklı
gemilerine evler yapsa da yağmur
kapanıp gece ağlar içinde yosunlarına

geçiş zaman sohbetlerinde sözcüklerin konuk

çakır aynasını kırdım göz çukur sularımdaki
küflü incir tanesi yüzünü
gördüm:

söz bitti! söz eski bir mesel şimdi!

ah kalbim, yalancı kalbim, kime ne derdi
sadakatinin..


i. deniz aslan

-----------------------------------------------


Atakan Özen (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%36%2f%61%74%61%6b%61%6 e%2d%7a%65%6e%2e%68%74%6d%6c)


1978 yılında Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde doğdu.
Şiirleri; Dergah, Kırklar, Derkenar ve Taflan dergilerinde yayınlandı.


SEMAZEN

Beni kendime bağlayan köprülerden
uygun adımlarla geçince hayat
ölüp ölüp dirildiğim gümüş serviler üzre
kendini bu kadar düşündüren neydi ki
kapıdan ilk giren ben oldum
ben oldum,göğe kavisler çizen semazen

içimden neresinden başlasam,diyorum
sütbeyaz dişlerine karanlığın veballer taşırken
ve acının sefertasına kendimi bölüyorken
aklımda hep bir yerlere varmanın telaşı kaygısı
her yanımda üstü çizilmiş aşklar ülkeler
aman vermeyen dar geçitler ve devriyeler

şimdi,yüzümü ne yana çevirsem şamdanlardan
içimde besmelesi çekilmiş vaktin kendinden geçmiş hali
tevekkül gölgesi ışığın direncinde buğulanan
ama o ilk bakış anılar morguna dönüşen yolculuk
bir an boşluğuna düşer gibi oldum aynaların

---------------------------------------------------------


Arif Okay (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%36%2f%61%72%69%66%2d%6 f%6b%61%79%2e%68%74%6d%6c)



1955 yılında Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Antakya’da bitirdi. Babası orta dereceli bir memur idi. Buna karşın İ.D.M.M.A. Makine Fakültesinde 1982 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak askerliğini yaptıktan sonra çeşitli özel firmalarda Makine Mühendisi olarak çalıştı.
İyi bir şair olan Süleyman Okay’ın etkisiyle lise yıllarında bir süre şiir denemelerinde bulundu ve düz yazılar yazdı.


2006 yılında, dedesi emekli kurmay yarbay Lütfi Yücel’in anılarını kitaplaştırdı.
Evli ve iki çocuk babası. 2003 yılında emekli olmasına karşın emekli maaşı ailesinin bir haftalık geçimine yettiği için mesleğini sürdürmekte.

Hala, çeşitli yerel dergi ve gazetelerde düz yazılar yazarak çalışmalarını sürdürüyor.

------------------------------------------------------------
Semir Aslanyürek (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%73%65%6d%69%72%2 d%61%73%6c%61%6e%79%72%65%6b%2e%68%74%6d%6c)


Semir Aslanyürek
Yönetmen, Senarist

http://bp2.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/Rl1m0J8rbcI/AAAAAAAAALU/5GuqXyDZDC0/s320/1.jpg (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%32% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6c%31%6d%30%4a%38%7 2%62%63%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4c%55%2f% 35%47%75%71%58%79%44%5a%44%43%30%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%31%2e%6a%70%67)

Semir Aslanyürek

SENARYO KURAMI
Kapak grafiği: Fatih Durmuş
İkinci basım: Nisan 2004


1956 Antakya doğumlu olan Semir Aslanyürek, 1979-1986 yılları arasında SSCB Devlet Sinema Enstitüsü, Film Yönetmenliği Fakültesi, Oyunculuk ve Film Yönetimi Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi gördü.1993’ten beri Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Televizyon Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak hizmet veriyor İyi derecede Arapça ve Rusça bilen Aslanyürek’in çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış kuramsal yazı ve söyleşilerinin yanısıra Senaryo Kuramı (1998) isimli bir kitabı ve Sinemada Görüntü Kurgusu (1995) isimli bir çevirisi bulunuyor.

Senaryolarını yazdığı ve yönettiği filmler:
Eve Giden Yol 2006
Şelale 2001
Vagon 1993

---------------------------------------------------------

Arif Berberoğlu (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%61%72%69%66%2d%6 2%65%72%62%65%72%6f%6c%75%2e%68%74%6d%6c)


22 Eylül 1959'da Antakya'da doğdu. İlk ve ortaokulu Reyhanlı'da yatılı okudu. 1976 yılında Van Sağlık Koleji'ne girdi ve bu okulu Konya'da bitirdi (1981). Aynı yıl sağlık memuru olarak Kars'ın Göle ilçesine tayin edildi; dört yıl bir köy sağlık ocağında görev yaptı. Askerlik sonrası, 1986'da Ankara'ya gitti ve AÜ-DTCF Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne girdi; 1990'da mezun oldu. Dört şiir kitabı olan Berberoğlu, bu şiirleriyle Petrol-İş sendikası Şiir Ödülü; Kültür Bakanlığı Şiir Başarı Ödülü ve Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü sahibidir. Şiirlerini (ve şiir çevirilerini) çeşitli yazın dergilerinde (Varlık, Evrensel Kültür, Damar, Kıyı, Kum, Berfin-Bahar, Kül vb.) yayımlatmayı sürdürüyor.
Berberoğlu'nun Çevirileri:
- Nekrasov, Sanatı-Şiirleri (Promete Yayınları, 1993)
- E. Kazakeviç, Yıldız (Evrensel Kültür Yayınları, 1995)
- Ş. Aleyhem, Küçük Motl (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2000; İmge Kitabevi Yayınları, 2004)
- Ş. Aleyhem, Keman (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2002)

---


Aşkın Ülkesi Olmaz

1

Bir yürek durur da her gövdenin kafesinde
Sığmaz her gövde her zaman yüreğe
Nasıl ertelerim yarına seni
Fırtınaya tutulmuş bir gülken yüreğimde

Gece uzaktı
Kanı akardı suyun mayısın teneşirinde
Serilirken hüznün tutuşan kilimi
Göçmen kuşların terk ettiği güze
Bense
Çıkılamaz bir yolculuk sanırdım sana gelmeyi
Öyle miydi
Beklerdim, ellerim tozlanırdı ceplerimde
Gözlerimde soğurdu kömür trenleri

2

Yağmurlarla dolan akvaryumda
Yüzgeçlerim yanık ve mavi
Seni seviyorum
Benim yamalı kefenlere sarılı günler demeti ömrüm
Pamuk toplayan kadının sütündeki şiir gibi

Çiçeklenmiş nar fidanı sandım ateşini
Bir dokundum bin dağlandım
Duman aldı başını gitti
Ne dikenli teller, ne asker
Hiç olmadı aşkın ülkesi
--------------------------------------------------------

Ferhat Zidani (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%66%65%72%68%61%7 4%2d%7a%69%64%61%6e%69%5f%32%39%2e%68%74%6d%6c)


http://bp3.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/Rl8Id58rbeI/AAAAAAAAALk/fd0DtFXTplY/s320/11052007461.jpg (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%33% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6c%38%49%64%35%38%7 2%62%65%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4c%6b%2f% 66%64%30%44%74%46%58%54%70%6c%59%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%31%31%30%35%32%30%30%37%34%36%31%2e%6a%7 0%67)


Sürgün

Nereye tutunsam
Sana savrulurum
Çöl yalnızlığımın kum fırtınalarında

Çingeneliğimin yurtsuzluğusun
İz sürdüğüm yollarda
Elimden alınmış tacım
Sırrıma vurulmuş mührümsün.

Duldasız bir harabeyim
Hükmünün geçtiği gecelerde
Asası çalınmış firavunum
Deryası kurumuş nilüfer.

Kamçılanmış günahkarlığımla
Ayışığında çaldım salkımlarını

Tanrılar ne bilsin
Aşk için ölmeyi
Tutuşan tenin tapınağına
Merasimsiz girmeyi

Çiganların raks ettiği akşamlarda
Çalgısı kırılmış göçebeyim
İrem bağlarının sürgünüyüm
Sürülsem sana sürülürüm.
----------------------------------------------------------------


Halit Çelenk (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%68%61%6c%69%74%2 d%65%6c%65%6e%6b%2e%68%74%6d%6c)


http://bp3.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/RlzuMp8rbYI/AAAAAAAAAK0/c1Ao8l1q6FE/s320/06.jpg (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%33% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6c%7a%75%4d%70%38%7 2%62%59%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4b%30%2f% 63%31%41%6f%38%6c%31%71%36%46%45%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%30%36%2e%6a%70%67)







Halit Çelenk, 1922 yılında Antakya'da doğdu. Birinci Dünya Savaşı sonunda Fransız topçusu Antakya'yı döverken ve ailesi Harbiye köyüne göçerken üç buçuk aylıktı. İlkokulu Mektebi Sultani'de okudu, orta öğrenimini Fransız mandası döneminde Fransızların yönetimindeki lisede tamamladı. 1944 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1962 yılında eşi Şekibe ile birlikte Türkiye İşçi Partisi'ne üye oldu. Partinin Ankara il yönetiminde sekreter ve genel yönetim kurulunda üye olarak görev yapan Halit Çelenk, yaşamı boyunca ülkemizin demokratikleşmesi, hukuk devletinin tam olarak kurulup yerleşmesi, hakça bir toplumsal düzenin gerçekleşmesi için çalıştı. İnsan hakları savaşımında, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasında yazar ve savunman olarak yoğun uğraş verdi. 1960'lı yıllarda İlerici Avukatlar Derneği ve yine Devrimci Avukatlar Derneği'nin kurucu ve yöneticileri arasında yer aldı. 1965 yılında Fakir Baykurt'un başkanlığında kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) daha sonra kurulan Tüm Eğitim ve Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği'nin (Töb-Der) hukuk danışmanlığını yaptı. 1968 yılında Türk Hukuk Kurumu'nun ikinci başkanlığını yaptı. 1975 yılında Çağdaş Hukukçular Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Yine İnsan Hakları Derneği'nin kurucuları ve yöneticileri, ayrıca İnsan Hakları Vakfı'nın kurucuları arasında yer aldı.

12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde, Dev-Genç, THKO, TİP, TKP, TSİP, Dev-Yol, DİSK, Barış, Türkiye Yazarlar Sendikası, Halkevleri Köy-Koop, vb. davalarda savunmanlık yaptı. Barış davasında ve Aziz Nesin'in öncülüğünü yaptığı Dilekçe davasında sanık olarak yargılandı ve beraat etti. Nâzım Hikmet'in kız kardeşi Samiye Yaltırım tarafından kurulan Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın yönetim kurulunda görev aldı, Nâzım Hikmet'e yapılan hakaret davalarında müdahil olarak Samiye Yaltırım'ın avukatlığını yaptı.

Başta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan olmak üzere Taylan Özgür, Mahir Çayan, Gün Zileli, Melih Pekdemir, Kemal Türkler, Aziz Nesin, Mahmut Dikerdem, İlhan Selçuk, Oktay Akbal, Dr. Erdal Atabek, Vedat Türkali, Mihri Belli, Uğur Mumcu, Remzi İmame, Mümtaz Soysal, Bahri Savcı, Adalet Ağaoğlu, Işık Kansu, Muzaffer İlhan Erdost, Süleyman Ege, Melike Demirağ, Sadun Aren, Abdullah Baştürk, Vahat Erdoğdu, Seyhan Erdoğdu, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Asım Bezirci, Arif Damar, Öner Yağcı, M. Emin Değer'in de aralarında bulunduğu önemli adların savunmalığını yaptı.

Halit Çelenk'in Yayımlanmış Eserleri:

- İdam Gecesi Anıları, 1973. - THKO Davası, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Arkadaşlarının Sorgu ve Savunmaları, Yayına Hazırlayan: Halit Çelenk, 1974. - Hukuk Yazıları, TÖB-DER Yayınları, 1974. - Devlet Güvenlik Mahkemeleri Niçin Kaldırılmalı?, 1976. - Bildiri Yayınlama, 1976. - Hazırlık Soruşturması Aşamasında Savunma Hakkı, 1977. - Toplantılar ve Yürüyüşler, 1977. - Hukuk, (TCY'nın 141-142 ve 146. Maddeleri Uygulanmasında Mahkeme ve Yargıtay Kararları), 1985. - Hukuksuz Demokrasi, 1985. - 141-142. Üzerine, (Maddelerin Kaynağı, Değişiklikler, Gerekçeler ve Uygulamalar), 1985. - Hukuk Açısından TÖB-DER Davası, Savunmalar, Kararlar, 1990. - Umut Hangi Dağın Ardında? 1993. - Barış Savaşçıları, 1996. - Beş Kapı-Beş Kilit, 1996. - Türkiye İşçi Partisinde İç Demokrasi, 2002.

---------------------------------------------------------------

Selamet Bağcı (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%73%65%6c%61%6d%6 5%74%2d%62%61%63%2e%68%74%6d%6c)



Yeniden

İhtilal açlıklar eskitiyor geceyi
Tütsü mevsimlerin gül kaçamağı
duruşlarımın ıslaklığıyla yasını tutardım
çöl!

Kelebeğin kanattığı güllerdi
Kırmızıda yitirdi aşkları
duyulmayan masallarda adresler kayıp
başka dillerde tenha yolculuklar kutsanır
İhanetlerin yorgunluğu göçmenlerin sevda yaşı
adımlarda tuzak
suskularımın suladığı ağaçlar
ödünç iki ayna arasında sıkışmış yaşlarla
dilsiz ırmaklara yatırır gölgesini
Yaprakların çığlığı hasta sesinde bir esinti, sargın
"Şebiyelda"da yarasalara bulaşmamış asude bir
kaçamak!
Kekik kokusu kekliklerin sarsıyor susup üşümeleri
bedenimde tutsaklığın filizi reyhan
hala batıyor çocukluktan kalma rahatlığı bir kedinin
sahipsiz gözyaşı ilk
Sevgim gülümseyişlerimin rengini sular mısın?

---

Kuyusunu Kaybeden Su-1

Mevsim aykırılığından sızıyor
Boyamaya soyunuyoruz üşüyen beyazları
Mecruh renkleri tutuşmuş
Bir tabloydu acemiliğimiz

Ürpertili ilk kabullenişler
Gözlerde süreğen açlık
Değil yaprakların çiçeklerin aynı büyümediği
Şaşma alışkanlığında kırık kanatlar onaracağız

Gizli elleri vardı saman yolunun
Dağ sertliğinde sökülen elbiseleri
Aşka inancı acımış
İntiharı soluyup güllerini suluyor

Çöl ağıtlarından ketum çocukların
Denizleri sırtlamış kanayan bir kayığım

Hançeri sancılarda renk atımları
Şahika yollarında uçuş sözcüsü kuşlar

---

Kuyusunu Kaybeden Su-2

Gittikçe gelincik olma yolunda
Eldiveni sarı ellerle soyuluyor
Siyah başlıklarda çan bekçiliğimiz

Kırmızı tüllü bir ilk sevişmeydi
Annemin düşlerinden kovuldum
Ki bilmiyorum karabasanlar
Ürkek mi basardı uykularımızı

Bütün geceler ele veriyor
Savaşan ağızlarla
Havada tükettik balık güzlerini
Yeni düşler susku trafiğinde
Korku kazalarına uğradığımız çarpmalarla
Denizin mayasını çaldı çocuklar
Dalgalarında çıplaklığımızın okşandığı renk

Sonsuza ölmek
Ve yaşamı hiç olmadığı kadar sevmek için
İşlediğimiz ilk cinayete kan bağışlamalıyız belki de
Dudaklarımızın şarabında yıkanıyoruz

Elimizde kan lekeleri
Damarlarda üreyen asma
Sokulganlığında boğuluyoruz
Adadığımız yalan kurbanlar
Bağışlanmamıza kuruluyor mabetler

Yalan dokunuşlar öpüşler
Ve odadaki giz buğusu mihrap
Yasak, rakik taşıyoruz ılgınlarında

Pencereleri gözle
Kristal kuşlar kanat çırpacak
Geceler dinginleşecek
Soykalı kırgınlığımızda

Bundandır ilk sevişme öncesi aşk
Dahaa çok yakışırdı saçımızın razına

Selamet Bağcı

-------------------------------------------------------

Orhan Tüleylioğlu (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%6f%72%68%61%6e%2 d%74%6c%65%79%6c%69%6f%6c%75%2e%68%74%6d%6c)




http://bp2.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/RlzkiZ8rbRI/AAAAAAAAAJ8/Tv4U7PpGzAY/s320/01.jpg (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%32% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6c%7a%6b%69%5a%38%7 2%62%52%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4a%38%2f% 54%76%34%55%37%50%70%47%7a%41%59%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%30%31%2e%6a%70%67)





Kitapları:
Anların Tetiği (Şiir), Her Karşılaşma Bir Veda (Şiir),
Okumak mı O da Ne? (Derleme), Barbar Uygarlık (Deneme)..

Neden Öldürüldüler? / Babam Neden Öldürüldü Anne?
Orhan Tüleylioğlu
um: ag Yayınları; Şubat 2007

Orhan Tüleylioğlu , 1965'te Antakya'da doğdu. Ankara Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdi. Şiirin yanı sıra karikatür, araştırma, inceleme ve denemeyle uğraştı.
Bu türdeki çalışmaları birçok gazete ve dergide yayımlandı. Şiir dalında pek çok ödüle değer görülen şair, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı yayın yönetmenidir.

---

Her Karşılaşma Bir Veda

gözyaşları henüz ödenmemiş
maskeli bir oyunda
sonları koşan
soluğuma yerleşmiş bu bahar
ama herşey ne kadar dağınık
bazen ezberlenmiş
bir hüzün koyuluğunda

bütün kapılar kapanıyor yarına
sessizliğe ödeniyorum
bir mevsimi teşhis ediyorum
cesetler arasında

her karşılaşma bir veda
benim için bir son daha ekle aşka

---------------------------------------------------------

Mehmet Hameş (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%6d%65%68%6d%65%7 4%2d%68%61%6d%65%2e%68%74%6d%6c)


http://bp2.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/RlzbWZ8rbQI/AAAAAAAAAJ0/kBm3wvIV5Vg/s320/15.jpg (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%32% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6c%7a%62%57%5a%38%7 2%62%51%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4a%30%2f% 6b%42%6d%33%77%76%49%56%35%56%67%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%31%35%2e%6a%70%67)


1959 yılında, Hatay'ın Hassa İlçesi'nde doğdu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi burada bitirdi. Adana'da başladığı yükseköğrenimini, 12 Eylül nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kaldı. 1973-1981 yılları arası gazete ve dergilerde fıkra ve şiirleri yayınlandı. Halen Adana'da özel bir şirkette çalışmaktadır.

Uzun süre yazmaya ara verdikten sonra da; Damar, Çağdaş Türk Dili, Güzel Yazılar, Düşlem, Bahçe, E, Varlık başka olmak üzere çeşitli dergilerde şiirleri yayınlandı. 2000'de Dünya Kitap Dergisi Şiir Ödülü'nü aldı. Yaktığın Coğrafya şairin ilk kitabıdır.


Yapıtları :
Yaktığın Çoğrafya / Can Yayınları, 2001
Tay ve Ter / Yom Yayınları, Aralık 2004

---


Karşılıksız

Günün aydınlığında
Bedenim ışık toplar

Yıldızlar toplar
Küpü kırık gecede

Susuz yazda
Ak bulut olur saçım
Göğsüm kor demir
Su verilmesi gereken

Su tozları dökülür
Gözlerinden Çukurova'ya
Pamuk yüreğim.

---

Ayrılıktan Söz Ettiğin An

Ayrılıktan söz ettiğin an
Kanım solan bir çiçek olur
Uç verir zifir yara

O gün
Yorgun anılar getirir gözlerime
Yorgun bakışlar
Yabanarıları konar kirpiklerime
Deniz atları cirit atar gecede

Kırılır gülüşlerim
Güneş tararken saçlarını
Kalırım bir başıma
Bir gül susar
Düşer dalından bir yaprak daha

Mehmet Hameş
------------------------------------------------------

Hüseyin Ferhad (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%68%73%65%79%69%6 e%2d%66%65%72%68%61%64%2e%68%74%6d%6c)



http://bp3.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/RlzYlp8rbNI/AAAAAAAAAJc/-5onsDlMnxM/s320/22.gif (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%33% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6c%7a%59%6c%70%38%7 2%62%4e%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4a%63%2f% 2d%35%6f%6e%73%44%6c%4d%6e%78%4d%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%32%32%2e%67%69%66) l954’te Hatay’ın Hassa ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Hassa’da okudu. 1972’de parasız yatılı Mersin İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. İki yıl Urfa’da sınıf öğretmenliği yaptı. 1979’da Gazi Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü’nden mezun oldu. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğrenciyken girdiği Film-Radyo-Televizyon ile Eğitim Merkezi’nde radyo program yazarı ve yönetici olarak on iki yıl çalıştı. 1990’da Ankara’dan Adana’ya göçtü. Ticarete atıldı. Beş yıl matematik öğretmenliği yaptı, 2000’de bu görevinden emekliye ayrıldıktan sonra ticarete geri döndü. Halen Adana’da yaşıyor.
İlk şiiri “Kürt Çiçekleri” 1978’de Yeni Türkü’de yayımlandı. Aynı yıl Sanat Emeği’nde tekrar yayımlandı. Akabinde İngilizce, Hollandaca, Almanca ve Kürtçe’ye çevrildi. Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden’le 1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü Behçet Aysan ve Bedrettin Aykın’la paylaştı. Söyle Gölgen de Gitsin’le 1994 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü, Kılıç İpekte Sınanır (Toplu Şiirler 1982-2000) içinde yer alan Hazer İçin Birkaç Sarı Gül’le de 2001 Altın Portakal Şiir Ödülü’nü kazandı. Beşir Sevim’in hazırladığı Hüseyin Ferhad Şiirinin Kültür Sözlüğü Mersin Üniversitesi tarafından bitirme tezi olarak kabul edildi (2002). Antalya Kültür Sanat Vakfı’nca ödül alan kitabına ilişkin sempozyum metinleri Hüseyin Ferhad Şiiri (2003) adıyla kitaplaştırıldı. 2. Mediterrane Letteren Festival çerçevesinde “Akdeniz’in Sıfır Noktası” adlı şiirinin yedi bölümü Hollandaca’ya çevrildi (2003). Yom Sanat dergisi “Artık Gelmem Otağınıza” başlıklı bir Hüseyin Ferhad dosyası yayımladı (Mart-Nisan 2004).
Şiir kitapları: Deniz Çobanları (1982), Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden (1984), Söyle Gölgen de Gitsin (1993), Hayal Ülkesinin Keşfi (1995), Hazer İçin Birkaç Sarı Gül (2000), Kılıç İpekte Sınanır (Toplu Şiirler 1982-2000), Sîmurg (2004).
Şiir kitaplarının yanı sıra Aşka ve Barbarlara Dair (1995) adlı bir deneme, Cennet Diye Bir Yer (1997; 2002) adlı bir de anlatı kitabı yayımlandı.

---

KÜLLERİ EŞELEMEK

İçimi ezer delice bir cesaret
görünmez bir el kilitler kapılarımı,
miskinliğimden değil bu minnet
çaresizim seni sevdiğimi söyleyemem.

Dilsizim.

Çırpınmayı bile unutmuş bir serçe
gibi saklarım göğsüme kanatlarımı,
kadınlığın böyle karşıma dikeldikçe
utanırım seni sevdiğimi söyleyemem.

Dilsizim.

Bilinç denen şey şeffaf bir hançer
her gece deşer yaramı,
yıllar divâne ömrümden zulümle geçer
halsizim seni sevdiğimi söyleyemem.

Dilsizim.

Eski yalnızlıklardır soframdaki nicedir
hayatla katlayamam yorgun yaşımı,
büyük aşklar hep gecikmeli gelir
garibim seni sevdiğimi söyleyemem.

Dilsizim.
Erken geldin dünyaya, benden önce
benden önce koştun yollarımı,
şu ince yağmur dinince
gideceğim seni sevdiğimi söyleyemem

-------------------------------------------------------------

Murat ALTUNÖZ

ÖZGEÇMİŞİ:
1977’de Antakya’da doğdu. Yıllarca çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı.Halen Ulusal bir Haber Ajansı ve Ulusal bir televizyonda çalışarak hayatını gazetecilik yaparak kazanmakta. Altunöz,Türkiye Edebiyatçılar Derneği Üyesidir.

Şiirleri; Amik, Önder, Ağır ol bay düzyazı, Kavram karmaşa, Nikbinlik, Ardıçkuşu, Lül, Berfin Bahar, Ütopya, İmgelem Çocuklar, Çıkın gibi dergilerde yayınlandı. Antakya’da yayınlanan Karalama Dergisinin kurucu ekibinde yer aldı.Halen Derginin Editörleri arasındadır.

Basıma hazır dosyaları:
Suya düşen Hüzün-şiir-Karalama yayınevinden yakında çıkıyor.
Hazır ol hayat-anlatı



Balkonlar


Gece düşler kurmak için balkondan şehre bakıyorum.
Trampetlerin sesleri geliyor uzak ışıklardan.
Gözlerimde binlerce yüz,
Tutuşmuş ve yalnız.

Hangi Balkona baksam, kavgadan yeni çıkmış,
Şimdi tam zamanıdır diyen abimin sesine benziyor
Halep’in tüm balkonları.

Zamana düş kurmak için,
balkondan şehre bakıyorum.
Ne annem giriyor, düşüme ne sürgün.

---

Sönmüş Kandiller

Aşka giydirdik hüznümüzü
Mavi gemilere yükledik
Sürdük hayatın deltasına

Şimdi biz mi suçlu olan
Yoksa kentler mi!

Uğultusunu unuttuğum trenlerde
İlk öpüşmenin sıcağında kaybederken
Gülmeyi, ölmüştü, kızıl atlara
Binip giden hırçın çocuklar.

Ardından bir tambur çalsam
diyorum, gecenin kuzeyine doğru,
Hepiniz duyardı.
Derken,
Kandiller sönerdi ve öylece
Kaldırırdım başımı, yenik mevzilerden.
Şimdi herkesin dediği gibi
Mülayim’im artık

Çünkü yıllar var ki özlemişim,
son vapurda, karşı kıyıya uğurladığım her dostu.

-------------------------------------------------------



Özcan Özgün (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%7a%63%61%6e%2d%7 a%67%6e%2e%68%74%6d%6c)


Hiç durmadan Yağıyor Kar


Hiç durmadan Yağıyor Kar

Mustafa ya Mustafa
Hadi anlat

Yavaştan demleniyor gece
Hiç durmadan yağıyor kar
Mahzun aşklar acıtıyor yüreğimi
Kraliçeler hançerliyor yiğit şövalyeleri

Kumral bir çocuksun işte
Kuzeyli türküler söyleyen
Yeni bir akıntı peşindesin
Yeni bir hüznün davetçisi
Dinle
Şehrin sokakları çağırıyor seni

Herkes gibi olmayan sesin
Yazılmamış kitap okur

Çabuk biten bir oyundu gece
Dolup boşalıyor garlar sensiz
Hiç durmadan yağıyor kar
Düşler daha kalabalık düşüyor
Gecenin en son deliğine
Ankara kalesi gülümsüyor.

Niye sustun
Suskunluğunla ağlar bu şehir
Delil sayılmaz söylediklerin aşka

Mustafa ya Mustafa
Zil çaldı kapıyı aç
----------------------------------------------------


Duran Yaşar (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%64%75%72%61%6e%2 d%79%61%61%72%2e%68%74%6d%6c)


Açelyam Çiçek Açmıyor

Son günlerde, Fulin Hanım’ın köpeği Arçi’nin huysuzluğu üstündeydi. Durduğu yerde hırlıyor, havlıyor; bir bir odaları geziyor, sokak köpeklerine ilgi duyuyordu. Bunlar daha önce yapmadığı şeylerdi. Aşıları düzenli yaptırılmış, birkaç gün önce köpek kuaförüne götürülmüş, veteriner kontrolünden geçmişti. Oldukça sağlıklıydı. Veteriner, Arçi’nin kızıştığını, çiftleşmek istediğini söylemişti. Fulin Hanım, kocası Adnan Bey’le Arçi’ye bir eş bulmak için seferber oldular. Telefonla sormadık yer bırakmadılar. İldeki yerel bir gazeteye, “Kızları Arçi’yle çiftleşmek üzere ‘kaniş’ cinsi, aşısı düzenli yaptırılmış, sağlıklı, beyaz renk bir damat adayı aranıyor” diye duyuru bile verdiler. Bir sokak köpeğiyle çiftleşmesinden korkuyorlardı.
Gün kaba kuşluk olmuş, Fulin Hanım hâlâ uyuyordu. Arçi, her sabah yaptığı gibi, Fulin Hanım’ın karyolasına usulca çıktı; yavaşça kucağına sokuldu. Uzun uzun kokladıktan sonra önce ağzını, sonra yüzünü yaladı. Fulin Hanım ister istemez uyandı. Gülümsedi. Bütün sevecenliğiyle, “yaramaz” diyerek Arçi’yi kucağına çekti. Bir anne sıcaklığıyla okşadı. “Canikom annesini özlemiş de yatağına gelmiş. Hoş gelmiş, sefalar getirmiş. Kızımın anne olası gelmiş.” diyerek öptü. “Canikom” dedikçe ağzından bir canikom daha çıkıyordu. Bir iki şakalaştılar. Arçi, sevildiğini anlıyor, türlü şaklabanlıklar yaparak sahibine yaltaklanıyordu. Hırlar gibi anlaşılmaz sesler çıkarıyordu.
Fulin Hanım yatağından kalktı. Arçi’nin mamasını verdi. Duşa girerek akşamdan kalan günahını temizledi. Kocasının işe gitmeden önce hazırladığı kahvaltıyı yaptı. Günlük saç bakımını, makyajını yaptırmak için telefonla kuaförünü çağırdı. Küpelerini, kolyesini taktı. Güneş gözlüğünü alnından az yukarı yerleştirdi. Böyle daha başka oluyordu. Ayna karşısında dakikalarca giysilerinin birini çıkarıp birini giydi. Modaya uygun bir giysi seçti. Yeşil ve sarı modaydı. Giyindi. Vücudunu hayran hayran seyretti. “Alların yakıştığı çağ” diye mırıldandı. Özseverlik derecesinde kendi bedenine âşıktı.
Sarışın, ak tenliydi. Oldukça bakımlı, lekesiz çocuksu yüzü ile çağla yeşili gözleri uyum sağlıyordu. Diri, canlı göğüsleri dikkat çekiciydi. Narçiçeği ruju, göz rengine uygun farları dişiliğine dişilik katıyor, daha bir kadınsılaştırıyordu..
Formunda kalmak, evliliğin tadını çıkarmak gerekti. Pörsümüş bir beden, sarkmış bir meme!... Tanrı korusundu!... Düşünmek bile istemiyor, çocuk yapmamak için titizlikle korunuyordu. Dünyaya bir daha gelecek değildi ya!...
İlçedeki beş eczacıdan biriydi. Tek bayan eczacı. En büyük eczane kendisinindi. Eczanesinde yok yoktu. Aranılan her ilaç vardı. Üniversiteyi bitirdiğinde, “Kantarcılar’ın Zeynep eczacı çıkmış!...” diye ilçede günlerce konuşulmuştu. Üniversiteyi bitirir bitirmez, işini hazır bulmuştu. Babası, Kantarcıların Kara Memet, harcamaya kıymadığı paralarını biricik kızı için esirgememiş; iç düzenlemesinden, dış görünümüne, tabelasından ışıklandırmasına kadar her şeyi görkemli bir şekilde hazırlatmış; kesenin ağzını cömertçe açmıştı. Ne de olsa biricik kızıydı. Rahmetli anasının adını taşıyordu.. Ailenin ilk üniversite mezunu, gurur kaynağıydı. Şimdiye kadar Kantarcılardan liseyi bile bitiren çıkmamıştı.
Asıl adı Zeynep’ti. Babaannesinin adıydı. Üniversiteye başladığının ikinci yılında adını klasik, sıradan bir ad olarak görmeye başladı. Ajlan... Yelda... Yeşim... Değiştirmeliydi. Modaya uygun, çağdaş bir ad olmalıydı. Sözlüsü Adnan’la “Fulin” üzerinde anlaştılar. Babası onca, “Zeynep anamın adıdır, değiştirme” dediyse de, dinletemedi; yargı kararıyla, “Fulin” olarak değiştirdi. Babası hâlâ Zeynep diye sesleniyordu.
Eczaneye geldiğinde saat on biri geçiyordu. Yerine oturmadı. Bir süre akvaryumdaki balıkları izledi. Çıraklardan birine balıklara yem vermesini işaret etti.
Kafesteki muhabbet kuşlarının oynaşmalarını izlerken dünkü geceyi anımsadı. Unutamayacağı, ateşli bir geceydi. Derin bir iç geçirdi. Vücudunu ateş bastı. Kasıklarında başlayan bir sancı kaburgalarına doğru yayıldı. Haz veren, tatlı bir sancıydı bu... Polikliniği aradı hemen. Kocasıyla bir şeyler konuştu. Telefonda konuşmuyor, adeta sevişiyordu. Bütün dişiliği üstündeydi. Jest ve mimikleri her şeyi anlatıyordu.
Akvaryum ve muhabbet kuşlarından sonra açelyalarına yöneldi. Yan taraftaki balkonda, Arçi kadar, belki de Arçi’den fazla sevdiği açelyaları vardı. Kırmızı, pembe, beyaz çiçekler açıyordu. Kokusuz bir çiçekti; ama olsundu. Açelya romantik bir addı. Bir ara ad olarak almayı bile düşünmüştü. Her mevsim cömertçe açan, bol su, yarı güneş isteyen bir çiçekti. Her türlü bakımını yaptırdığı halde bir türlü açmıyorlardı. Bir sorun olmalıydı...
İlçenin pazarı olduğu için çarşı gibi eczane de kalabalıktı. Eczaneye girip çıkanlar Fulin Hanım’ın ilgisini hiç çekmiyordu. Aklı açelyalarındaydı. Nasıl olsa yılların kalfası Sefa Efendi eczaneyi rahatlıkla idare ediyor, kendine gereksinim kalmıyordu. Yılda bir kez de olsa, bazı doktorların yazdığı ilaç formüllerini bile Sefa Efendi kendine sormadan hazırlayabiliyordu. Ayrıca, doktora gidemeyen hastaların hem doktoru, hem de eczacısıydı. Daha çok köylerden gelen hastalar, doktordan çok Sefa Efendi’ye inanıyorlardı. Hasta, şikayet(ler)ini anlatsın yeterdi... Sefa Efendi ilaçları şıppadak veriyordu.
Fulin Hanım telefonda konuşurken içeri üstü başı dağınık, yaşlı bir adam girdi. Güneşten ağarmış şayak şalvarı ile ayağındaki lastik çizmeden dağ köylerinden olduğu belli oluyordu. Güneş yanığı yüzü, en az bir haftalık sakalıyla daha da yaşlı görünüyordu. Şalvarının cebinden çıkardığı buruşuk bir reçeteyi Sefa Efendi’ye uzattı. Sefa efendi, reçeteye bakarak ilaçları raflardan tezgâhın üzerine indirdi. İlaçların tutarını hesaplarken yaşlı köylü cebindeki parayı tezgâhın üzerine koydu. Sefa Efendi bakar bakmaz paranın eksik olduğunu söyledi.
“Biraz indirseniz olmaz mı? Çocukların anası hastanede yatıyor da...”
“Amca, burası eczane, manav değil. İlacın üzerinde ne kadar yazıyorsa o kadar alırız.”
Adamın köylü kurnazlığı yaptığını sanan Sefa Efendi, “Öteki ceplerine de bir bak bakalım...” diye üsteleyince, “Başka param yok” diyebildi titrek bir sesle.
Sefa Efendi ilaçları yeniden rafa yerleştirirken, yaşlı adam kapıya yöneldi. Fulin Hanım, telefonda, ağlamaklı bir sesle, “Açelyam çiçek açmıyor Okan Bey!... Alo Okan Bey!... Beni dinliyor musun? Açelyam... açelyalarım...” diyordu.

Duran Yaşar



---------------------------------------------------------



Ferit Sürmeli (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%6f%6e%75% 72%61%73%6c%61%6e%2e%62%6c%6f%67%73%70%6f%74%2e%63 %6f%6d%2f%32%30%30%37%2f%30%35%2f%66%65%72%69%74%2 d%73%72%6d%65%6c%69%5f%32%39%2e%68%74%6d%6c)


http://bp0.blogger.com/_ouAhEgF0pzs/RnPo6T12ilI/AAAAAAAAAM8/RdDsXwBhKF4/s320/1.jpg (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%62%70%30% 2e%62%6c%6f%67%67%65%72%2e%63%6f%6d%2f%5f%6f%75%41 %68%45%67%46%30%70%7a%73%2f%52%6e%50%6f%36%54%31%3 2%69%6c%49%2f%41%41%41%41%41%41%41%41%41%4d%38%2f% 52%64%44%73%58%77%42%68%4b%46%34%2f%73%31%36%30%30 %2d%68%2f%31%2e%6a%70%67)


K İ M L İ K S İ Z

Bekliyoruz...
Dakikalar geçmek bilmiyor sanki. Bir masadaki adama, bir de babama bakıyorum. Sessizce hayalini kuruyorum okulun, okumanın… “ Çocuğun kimliği, ” diyor kısık bir sesle masadaki adam. Usulca, elini ceketinin iç cebine, ardından diğer ceplerine uzatıyor babam. Kimliği bulamıyor… Kimliksiz, havada asılı kalan boş eline bakarak, mahcup bir ses tonuyla kimliği evde unuttuğunu söylüyor. Kimlik… Kimlik kartı olmadan, kaydın yapılamayacağını dakikalarca anlatıyor masadaki adam. Kayıt işlemleri yarına kalıyor.
Okuldan ayrılıyor, usul usul yürüyoruz. Güneş tepemizde. Çarşıya ulaşıyoruz. Oturduğumuz mahalle, okul ve çarşı birbirlerine çok yakın mesafede. Caddenin karşı tarafına geçiyoruz. Babam, bir sigara yakıyor. Bir iki nefes çekip, “ üzülme babacım, bugün seninle baba-oğul gezeceğiz, ” diyor başımı, yüzümü şefkatle okşayarak. Sessiz, oldukça da sıcak bir gün. Nereye gittiğimizi bilmiyorum. Yürüyoruz yalnızca.
“ Önce yemek, ” diyor babam. Hayatımda ilk kez, anamın pişirdiği yemeklerden farklı bir yemek yiyecektim. Lokanta yemeği… İştah açan yemek kokuları karşılıyor bizi lokantanın kapısında. Yemeğimizi yiyoruz. Sonra da geziniyoruz daracık sokaklarında Antakya’nın. Kaldırıma çıkıyoruz. Usulcana, dizim dizim akan parke taşlarını sayıyorum. Bir, üç, beş diye. Adımlarımızın uzunluğuna göre değişiyor bu sayma işlemi. Birkaç adımda bir saymadan vazgeçiyor sonra da tekrar sayıyorum. Kaldırım bitene kadar sayacağım parke taşlarını. Derken, okulun önünden acı bir fren sesi yükseliyor. Bir koşuşturma başlıyor. Biz de koşuyoruz. Duruyoruz sonra.

“ N’olacak bu yolun hali böyle, ” diyor babam. Ardından, elimden tutup gerisin geri dönüyoruz. Tekrar kaldırımdayız. Tekrar sayıyorum parke taşlarını. Tekrar vazgeçiyor; tekrar sayıyorum. Tekrar vazgeçiyor; tekrar sayıyorum. Tekrarı bitmeyen bir ambulans sesi yaklaşıyor… Kaldırımın bitiminde, eski Fransız mimarisiyle inşa edilmiş kocaman taş bina ve alınlığına asılmış afişler.
“ Aha sinema bu, ” diyor babam. Biletleri alıp içeri giriyoruz. Işıklar sönüyor. İlkin atlılar üstümüze üstümüze gelir gibi oluyor. Sonra da heyecanla izliyoruz sinemada filmi. Bir uzun havayla ışıklar yanıyor. “ Huma kuşu yükseklerden seslenir… ” Sinemadan çıkıyor, hızlı adımlarla yürüyoruz. Belediye binasının önünden, mahallemizin sokağına kadar uzanan kaldırıma çıkıyoruz. Ağır ağır koyulaşan alacakaranlıkta zar zor seçiliyor parke taşları. Yanı başımızdan geçiyor sanki kocaman taş binalar ve daracık sokak araları. Babamın eline tutunmuş döne döne yürüyoruz sokağı. Sessizlik fısıltıya; fısıltı da sessizliğe dönüşüyor durmadan. Derken, avlumuzda toplanan bir kalabalık. Ne olduğunu bilemediğimiz fısıldaşan bir kalabalık bu. Bakışlar anlatıyor bir şeyler elbet, hem de iyi olmayan bir şeyler…
Gözlerin gözlere sessizce bakışı, mahalle muhtarının, kalabalıktan sıyrılıp yanımıza geldiği ana kadar sürüyor. Ardından, yumuşak ve kısık bir sesle, “ başınız sağ olsun, ” diyor ve elindeki kimlik kartını uzatarak babama veriyor. “ Çocuğunuzun kimliği, kaza anında bile merhumenin elindeydi! “
Bekliyoruz…

---------------------------------------------------------

Faiz CEBİROĞLU:

1959 Hatay / Antakya doğumlu. Liseyi Antakya’da bitirdi. Lise yıllarında şiire ve Halk müziğine eğilim gösterdi. Halk müziği ağır bastı. Bağlama çalmayı öğrenerek, türküleri kendine özgü bir tarzla yorumlamaya başladı. İlk kasedi “ Şafağın Gülleri” oldu. Yasaklandı. 2.kasedi “Yağmur Çiseliyor” çok az kesime ulaştı.1986 da Danimarka’ya geldi. Danimarka’da müzik çalışmaları yanında, pedagojiye ilgi gösterdi. Pedagoji (çocuk eğitimcisi) bölümünü bitirdi. Halen Danimarka’da pedagog, “çocuk yetiştirme sanatçısı” olarak çalışmaktadır. Türkiye’de, Dönem Yayıncılık tarafından basılan “TOPLUMSAL KURTULUŞ NOTLARI” (İstanbul 1991) isimli bir kitabı bulunmaktadır. Türkçe, Arapça, Danimarkaca ve İnglizce bilmektedir. Değişik site, gazete ve dergilerde her konuda yazılar yazmaktadır. Türkiye’de, Ocak 2005 te yayın hayatına başlayan, ”Sanat, Edebiyat ve Eğitim’de YOĞUNLUK dergisinin Danimarka sorumlusudur. Ayrıca bu derginin de yazarıdır.

ismail cebiroglu
16-03-08, 08:57 PM
sevgili murat ali yüce hocamızı unutmuşsun sana verdmiş olduğun katkıdan dolayı kutluyorum

mistral
16-03-08, 09:22 PM
teşekkürler press

murat altunoz
17-03-08, 10:48 AM
Merhaba ismail. Aslında unutmadım. İki başlık altında toplamayı düşündüm. Genç kuşak ve usta kuşak. Usta kuşak şair ve yazarları derliyorum. Görüşmek üzere..

zeyfehüseyin
17-03-08, 11:01 AM
Emeğine sağlık Press. Çok güzel yaptığın çalışma.Teşekkürler.:bravo

cemile güzel
02-06-08, 01:41 AM
Ali Yüce gibi unuttuğun-bahsetmediğin Hatay'lı çok yazar ve şair var... Dursunlu'dan unuttuğun-bahsetmediğin onlarca yazar-şair var; ilk aklıma gelen bir kaç kişi, Mahmut Açıksöz, Yaser Bereketoğlu, Bedran Cebiroğlu ve diğerleri... En az Ferhat Zidani, Ferit Sürmeli ve Selamat kadar değerlidir... Saygılarımla... Cemile GÜzel

cemile güzel
02-06-08, 02:11 AM
Sevgili Murat, Antakya'lı Yazar ve şairler derlemesi çok eksik... Yapmasaydın iyi olurdu. Genç kuşak ve usta kuşak savunman yersizdir. Kim genç kuşak Halit Çelenk hocamız mı, O en büyük usta kuşaktır. Genç kuşak Arif Okay ise Adil niye yok. Süleyman Okay'yı Sabahattin Yalkım ve deiğerlerini hangi katagoriye koyacaksın... Yoksa Kent sakızı falında Ferit-Ferhat-Selamat mi çıktı... Tanıtmasan bile Antakya'lı tüm yazar ve şairler yüreğimzde yanıbaşımızdadır. Sende öylesin. Selamlar, saygılar Cemile Güzel

nazmi
02-06-08, 11:18 AM
Ali Yüce gibi unuttuğun-bahsetmediğin Hatay'lı çok yazar ve şair var... Dursunlu'dan unuttuğun-bahsetmediğin onlarca yazar-şair var; ilk aklıma gelen bir kaç kişi, Mahmut Açıksöz, Yaser Bereketoğlu, Bedran Cebiroğlu ve diğerleri... En az Ferhat Zidani, Ferit Sürmeli ve Selamat kadar değerlidir... Saygılarımla... Cemile GÜzel


Sitemiz bir paylaşım formudur.Açılan konular yetersiz,eksik,hatalı olabilir.Bize düşen görev olanaklarımız elverdiğince açılan konuları okumak eksik varsa bu eksikleri araştırıp giderebilmek,hataları düzeltmek;yani sitemize üretkenlik ve zenginlik katabilmek olmalı.Murat arkadaşın unuttuğu yazarları araştırıp biz ekleyelim.


Merhaba ismail. Aslında unutmadım. İki başlık altında toplamayı düşündüm. Genç kuşak ve usta kuşak. Usta kuşak şair ve yazarları derliyorum. Görüşmek üzere..

Bence böyle bir ayrıma hiç gerek yok Murat.Kitabı yayımlanmış olan yazarlarımızı kitap tanıtım bölümünde detaylı bir şekilde tanıtır; kitaplarının okunmasını sağlayabiliriz.

murat altunoz
02-06-08, 01:17 PM
merhaba arkadaşlar derlemeye yapılan eleştiriler haklıdır. çok eksiklik var ama bunda art niyet aranmamasını rica ederim.

yakın bir süreçte şairlerimiz ve yazarlarımızın dosyalarını hazırlıyorum. bunları karalama veya Türkiye çapında çıkartmayı düşündüğüm Dar Sokak adlı dergisi de yayınlayacam.

sevgiyle...

nazmi
02-06-08, 02:02 PM
merhaba arkadaşlar derlemeye yapılan eleştiriler haklıdır. çok eksiklik var ama bunda art niyet aranmamasını rica ederim.

yakın bir süreçte şairlerimiz ve yazarlarımızın dosyalarını hazırlıyorum. bunları karalama veya Türkiye çapında çıkartmayı düşündüğüm Dar Sokak adlı dergisi de yayınlayacam.

sevgiyle...

Sevginin,dostluğun paylaşıldığı bir ortamda art niyet olamaz,tamamen yapıcı,eksikliklerin giderilmesi için yazılmış yorumlar olarak değerlendiriyorum.

Yaptığın çalışmada başarılar diliyorum.

faizce
02-06-08, 06:25 PM
Arkadaşlar; lütfen daha ’akılca’ eleştiri yapalım, eleştirilmesi gereken yerler varsa tabi!.. Sevgili Murat Altünöz, bir giriş yapmış, çok iyi etmiş. Antakyalı yazar ve şairleri tanıtayım, demiş. Tanıtmaya başlamış. Tanıtım uzun sürelidir, bellidir… Ne güzel, yazarlarımız da çok ve artıyor. Ama güzel bir girişim. Bunu desteklemek ve böylesi bir girişime katkıda bulunmak, tüm Antakyalı aydınların görevi oluyor. Bu varken, ”beni niye kaydetmemiş” veya ”bunu niye unuttmuş” deyip, ”KASIT” aramak, ahlaki bir durum olmuyor… Lütfen, böylesi ”kibirliklere” düşmeyelim…

Evet; ilk kez böylesi bir not yazıyorum. kaba mı oldu?.. Olabilir. Bağışlayın… Sevgiler. Selamlar…

cemile güzel
02-06-08, 07:38 PM
merhaba arkadaşlar derlemeye yapılan eleştiriler haklıdır. çok eksiklik var ama bunda art niyet aranmamasını rica ederim.

yakın bir süreçte şairlerimiz ve yazarlarımızın dosyalarını hazırlıyorum. bunları karalama veya Türkiye çapında çıkartmayı düşündüğüm Dar Sokak adlı dergisi de yayınlayacam.

sevgiyle...


Eleştiri muhatabı sevgili Murat'tan Faizce' ye akıllıca ve kibarca hızlı yanıt.
Saygılarımla...Cemile Güzel

murat altunoz
03-06-08, 10:51 AM
merhaba cemile. bu işi niye bu kadar uzattığını anlamakta güçlük çekiyor ve artık bu işte bir art niyet sezinliyoırum.

Doğrudur eksiklikler vardır. Ama bu eksiklikler tamamlanabilir. keza böyle bir çalışamızda var.

Siteye örnek gösterdiğin yazarlar, Yaser ve Bedran benim en yakın arkadaşlarımdır. ve yaser Abi ile Karalama dergisinin ilk mevyevelerini o ve diğer arkadaşlarla birlikte attık.

şimdi ben sana soruyorum;

Sen neden tamamlamadın yazıyı, madem ki bu kadar çok seviyorsun bu insanları sende kopyalasaydın ya onların ürünlerini de bizi mahçup etseydin.

bana göre Faiz abinin de dediği gibi çok gereksiz bir tartışma bu. tartışmalarımız ülke gündemine yoğunlaştırısak, daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Bedran Cebiroğlu
14-06-08, 12:58 AM
Emek yoğunluklu çok güzel bir çalışma; tebrik ediyorum. Tamamlanması için, her türlü destekle yanınızda olduğümuzu belirtiyor, saygı ve selamlarımı iletiyorum. B.C,

beyazgülüm
19-09-08, 11:45 PM
sevgili murat altınöz senin unuttuğun beldemizin yetiştirdiği şairi sadece şiirleriyle tanıdığım bedran cebiroğlunun şiirin ben ekliyim yazar hakkındaki bilgileri sen yazarsın
ERDEN RÜZGÂR

Sevda yoğunluklu rüzgâr, yine mi estin?..
Sevgi, sanat damarımız tıkanmış iken
Baba! tarlayı yine mi ektin?..
Hasat mevsimini unutmuş iken.



Biliyorsun, her yer çöl, fırtına…
Baba! bir acuze olmuş dünya…
Erden rüzgâr! Nerden çıktın karşıma?
Esmeyi-sevişmeyi unutmuş iken.
bedran cebiroğlu

Bedran Cebiroğlu
20-09-08, 01:37 AM
Dünyanın En Güzel gülü BEYAZGÜLÜM,
Çok teşekkür ediyorum... Ben Şafağın Güllerini yazdım. Kitabı her yerde bulabilirsiniz.Ayrıca Yoğunluk, Ekin Sanat, Şair Çıkmazı, Güney Dergisi, Güney Rüzgarı, Çağla, Mavi Yaren, Yakto ve şimdi anınsamadığım bir çok dergi ve gazetelerde yazıyorum. Ekimde Yazar Yaşar Kemal, Cezmi Ersöz, Adil Okay, Hasan Biber, Bilgesu Erenus, Ahmet Telli, Grup Yorum ve bir sürü edebiyatçı ve sanatçılarla Adana Seyhan'da olacağız. Bölgesel Festival kutlayacağız. Tüm dostları devet ediyorum. Saygılarımla... Muarat'a alınma!.. Murat'a orda olacak selamlar. İyi ve güzel Paylaşımın en güzel ağı Zorlada Olsa MURAT Olacaktır.Bereber bin selam göderelim ... bedran cebiroğlu

Bedran Cebiroğlu
20-09-08, 03:29 AM
Beyazgülüm,
Kitaplarla yaşıyorum...Benim kütühhanemde az-çok kitap verdır. 12 Eylül'de hararla toplananlar haricinde... Kitatplarımı defalarca okurum. Bir anı anlatayım: Arslan Beşer KAFAOĞLU dostumuma iktisatçı olduğum için soru soruyorum: İsme yazılı olmayan hissse senetleri nasıl vergilendirilecek. Yanıtı şuydu niye name yazılan hisse senetleri vergilendiriliyor mu? Kayışlı pantalan giğmişti sigara külü göbeğine düşüyordu... Beni ısrarla mola salunundan çağırdı yanına. Bedran O Maliye Bakanı alan Adnan insanı bir kez olsun Yazdığım kitaplarım kapağına bakmamış mı ? dedi

murat altunoz
21-09-08, 12:05 PM
Arkadaşlar bazı arkadaşlarımız şiddetle halen bu konuyu gündeme getirmeye çalışıyor. ben bu çalışmalanın eksik olduğunu zaten söyledim daha önce. Kimse kimseyi savunmasın, çünkü böyle bir ihtiyacımız yok, Bedran ı unutmuşun diyorsunuz. bedran benin arkadaşım. abisi Benim Editörü olduğum Dar Sokak Dergisin Yayın Kurulu üyesi, dergi de en çok söz sahibi olan insan, şimdi böyle bir durumda ben bedranı nasıl unutabilirim. Bedran arkadaşı sürekli zaten ya telefonla yada çeşitli vesilelerle görüyorum. yani bana iletebilir hatta sitem de edebilir ben bu konularla kırılmam alınmamda.

daha önce belirttiğim gibi dar sokak dergisinde dosyalama çalışması yapıyoruz. sabahattin yalkın ı yaptık. bu sayıda filistin i işleyeceğiz. hatta bedran abinin de bir söyleşisi olacak dergide. ali yüce dosyası için en fazla desteği de bedran arkadaştan alacağız.

kısacası benim gündemimde böyle bir sorun yok. olamazda zaten.

Ek olarak sevgili bedran a iyi yolculuklar dilerim güzel bir festival olacak. Türkiye'de Edebiyat Dergilerinin son durumu konulu söyleşiye panelist olarak çağrılmama rağmen yoğun işlerimden dolayı katılamayacağım.

herkese selamlar..

Bedran Cebiroğlu
22-09-08, 12:39 AM
Selam Murat Arkdaş,
Beyazgülüm'e biraz sitem etmişsin... Beni okuyor ve sana eleştiri yönderdiği için. Teşekkür yerine sanki ben Beyazgülüm'mişim gibi arkadaşa yanıt vermişsin. " Onunla görüşüyorum zaten." O, yani sen değil Beyazgülüm BEDRAN göndersin diyor...Çok alındım... Beyazgülüm'ü yazılarından tanırım sadece ve yazılarıma duyduğu ilgiden dolayı... Örnek bir insan. Beyazgülüm' Namusun ve Şerefin üzerine buları doğrularmısın?... Murat Ardakaş senin yazdığını benim yazdığım-yazdırdığım anlamı çıkarmış... Veya sen niye Bedran'la ilgili bir şey yazıyırsun?... her neyse... Aslında bu forumda yer alan iyi ve güzel insanların abisiyim... Beyazgülüm yok... O Bedran Abi... Dünyanın en güzel Beyazgülüm aldırma bunlara sen en fazla yüreğimde yaşayacaksın... Murat Arkadaşta

Bedran Cebiroğlu
22-09-08, 01:09 AM
Beyazgülüm;
Selamlar, haddim olmadan Murat Arkadaşa bir mesaj çektim.
Benden sebersiz gönderdiğin o güzelim şiir üstüne yazdığın: Gazeteci Murat Altınöz Bilgiler eklesin. Murat Çok yakın arkadaşımdır. Her türlü bilgi alışverişinde bulunuruz. Sende mesajını yaz. Benim nesajımda sanki Beyazgülüm ben mişim gibi izlenime yanıt verdim. Rahatsız olmadım keşke senin gibi tüm arkadaşların nakaratı ve kafiyesi olabilirsem selamlar...

murat altunoz
22-09-08, 09:43 AM
Sevgili bedran alınmana gerek yok çünkü sana karşı bir saygısızlığın asla olmadı olamazda. ayrıca Beyazgülüm senmisin diye kanı da asla aklımın ucundan bile geçmedi. sen söylemesen bu konuyu benim aklımda bile olmayacaktı. Ben ayrıca kimseyi eleştiriliyoruz diye azarlamadım sadece tıknak içinde yazıyorum "dahaönce eksik bir çalışma yapmışım. bunun içinde özür diledim. ama halen beyazgülü özür dilememe rağmen iğnelemeye çalışıyor." sorun bu.
Sevgili bedran yazımın tamamını yanlış anlamışsın. asla böyle bir düşüncem yoktu bilmeni isterim. demişsin ki "Veya sen niye Bedran'la ilgili bir şey yazıyırsun?" yazmam lazım çünkü konu sen ve şiirinle ilgiliydi. bunda alınacak bir durum yoktur.

demişsin ki "Aslında bu forumda yer alan iyi ve güzel insanların abisiyim" buna hiç kimsenin asla itirazı yoktur benim içinde öylesin.

ama benim bu forumda sürekli başıma gelen yanlış anlaşılmamdır. yani ben ne söylesem insanlar tersinden anlıyor. neyse bu bahsi bence kapatmamız lazım. sevgili bedran tekrarlıyorum asla senin hakkında böyle bir şey düşünmedim. bunu bilmeni isterim. ben açık bir insanım düşünsem söylerim.

sevgiyle