PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Başarılar Dursunlu....


nazmi
25-02-08, 10:06 AM
Platform ve Kadın Dergisi adına başarılar dileriz.Selamlar..

Bizimkisi, bir aşk hikayesi....

Temmuz’du...

İkibinüç..

Üç beş adamdık...

Oturduk; gelin bir dergi yapalım, dedik. Üç-beş kuruş ve konacak üç-beş yürekten başka bir şeyimiz yoktu. Bir tanıtım sayısı hazırladık.

O tanıtım sayısındaki Editör yazımda, şöyle bir satır vardı:

“Ümidimizin en azaldığı anlarda, ünlü Alman şairi Rainer Maria Rilke’nin cebimizde taşıdığımız şu şahane sözüyle kendimizde güç bulduk: “Yaz gene de gelir... Ama yalnız sabredenlere gelir. Onu gönül borcu duyduğum acılar içinde öğreniyorum. Sabır her şeydir.”

Sabır her şeymiş!

Bir yaz geçmiş farkında olmadan.

Bir mevsim dönmüş.

Bir yıl geçmiş.

Bir yaz, gönül borcu duyduğumuz acılarla, zorluklarla geçmiş.

O, üç-beş adamdan biri hariç diğerleri, kendi dünyalarına döndüler.

Geride bir melankolik adam kaldı...

Hüzün sahillerinde, çıplak ayakla yürümeyi öğrenmiş bir adam... Tutkusuz hayatı, anlamsız bulan bir adam... Platform, adını koyamadığı bir kavgaydı onun için. Büyük bir aşkla sarıldı Platform’a...

Kendisini ifade edebildiği, 100 yapraklı bir dünya idi bu dergi.

Her sayfasında büyük emek, titiz bir çalışma, tutku, heyecan vardı.

Her yazı sancılıydı...

Her yazı yürektendi...

Bazı yazıları, gözyaşları içinde yazdığını, yüreğinin titrediğini kimse görmedi. Hele bazı yazılar bittikten sonra, olduğu yere yığılıp kaldığını hiç kimse bilmedi.

Mevsimlik yazılar belki bu yüzden yok Platform’da... “Mevsimlik” insanların yaşadığı bir dünyada, “mevsimlik” bir dergi olmamalıydı Platform.

Farklı olmalıydı her şey. Yeni olmalıydı. O Gymnasium mezunu Türk kızının, bayi bayi aradığı dergi olabilmeyi, ancak böyle başarabilirdi çünkü.

Bir yaz geçti işte...

O melankolik adam, çoğu geceler pencereden dışarıyı seyrederken gözyaşlarını tutamadı. Geriye dönüp baktığında, geçen şu bir yaz, bir ömür gibi dolu dolu idi çünkü. “Adını, İstanbul koydum hasretimin” diye, “Gül Fidanı” diye şiirler karaladı gece yarıları...

Çocukluktan beri “yazmaya” adanmış bir ömrün, “yüzleşme”, “hesaplaşma” anıydı, Platform...

Sağına soluna baktı...

“Yazıya” gönül vermiş, üç-beş insan vardı yine yanında...

Bir yaz geçti işte...

Güzel dostlar geldiler.

Gidenler de oldu.

Derken, Café Platform diye bir şey çıkardı o melankolik adam. Kimse inanmadı böyle birşeyin olabileceğine...

Nice acıların, çırpınışların, ihanetlerin, yolda bırakmaların ardından Café Platform’un da mevsimi geldi... “Yapamazsın” demişti birisi...

Birisi “ne yapmak istediğimizi bir türlü anlayamamıştı...”

Ama, yaptık...

Ama, ne yapmak istediğimizi anlattık...

Bir yaz geçti işte...

O yazdan “gönül borcu duyduğumuz” derin acıların tortuları ve güzel anılar kaldı...

Hazmetme özürlüler, fesat ruhlular, boş durmadılar. Yetişemedikleri ciğere mındar demeyi adet edinmiş, kasap dükkanlarının önünde bekleşmekten başka bir kültürü olmayan sokak kedileri için hep mındar idi bu dergi...

Oysa, ciğerimiz yandı çoğu zaman bizim...

Oysa, her evladı yıkacak bir acı, bir de mazeret kabul etmeyen bir aşk taşıdık yüreğimizde... Ana; ana idi, yar; şu yüz yapraklı şey...

Acıyı, yüreğimizde pişirmeye.. yine de tebessüm etmeye çalıştık...

Gayemizi ve kalbimizi temiz tutma kavgasındaydık her şeye rağmen...

Bir yaz geçti işte..

Öylesine gelip geçen yazlardan farksız bir yaz...

Ve sizler! Bu dergiye inanan, seven sizler!

Bizim, Platform diye bir dergi çıkardığımızı söyleyenlere, sakın inanmayın...

Bizimkisi, bir aşk hikayesi...

Bizimkisi, kışı bol bir aşk hikayesi...


SEBAHATTİN ÇELEBİ
Yayın Yönetmeni

mistral
25-02-08, 06:06 PM
Hem dergiden, hemde bu güzel yazıdan dolayı teşekkür ediyorum. :bravoGüzel bir inanç ve başarı öyküsü.