PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ya hep birlikte var olacağız ya da hep beraber çürümeye yüz tutacağız!


Taraf
22-04-11, 07:57 PM
Ya hep birlikte var olacağız ya da hep beraber çürümeye yüz tutacağız!
İnsanın zihni; J.Locke’un tabir ettiği gibi boş bir levha gibidir. İnsan yaşantılarıyla zihninin içini doldurur. Bunu yaparken ebeveynlerinin ve çevresinin rolü: zihin oluşumunda en büyük paya sahiptir. Birey zaman içerisinde bu etkilerden kendine göre bir sentezleme yapar ve bu sentezlemeyle dünya’ya karşı bir tavır alır. Öyle ki kişilik oluşumunu, ahlaki yargılarını ve tüm düşüncelerini bile bu sentezleme etkisiyle oluşturur.
Buna göre insanın gelişimsel sürecini irdelediğimizde, farklı boyutlar kapsadığını ve insan zihnin bu farklılıktan etkilediğini görmek mümkündür. Zira bireylerin yetişme tarzlarının farklılığı ve gelişme sürecini etkileyen çevrenin farklılığı insan zihninin farklı oluşunun en büyük etkileridir. Ama zihinsel gelişiminin en büyük oluşumuna katkı yapan bireyin anne-babasıdır. Bunun ötesinde dış etkiler (çevre, toplum ve ülke vs.) önemli rol oynar.
Bu yazıda benim üzerinde durmak istediğim önemli nokta; yaşadığımız yerin (çevrenin=fiziksel şartların) imkânları; insan zihnini ne ölçüde etkilediğini irdelemektir.
Sokağa çıkıp ´´nasıl bir çevrede yaşamak isterseniz´´ diye sorsanız sanırım herkes aşağı yukarı aynı cevabı verecektir. Bilinçli, iyi ahlaklı, anlayışlı, bilgili, sosyal aktivitelerin olduğu, paylaşımın ve insanlığın ölmediği, sakin ve huzurlu bir toplumun bulunduğu bir çevre! Peki, böyle bir çevre yaratmak mümkün müdür?
Eğer kutuplaşmalara ve doğmalara neden olan feodalizmi; bundan doğan kirli düşünceleri yok etmeye gayret gösterirsek, yerine; hoşgörünün olduğu, insan olmanın gereği paylaşımın temele alındığı, insanların boş zamanlarını en iyi şekilde değerlendirebileceği sosyal aktivitelerin olduğu, bilinçlenmeye, okumaya, sorgulamaya sevk eden bir anlayışı hâkim kılabilirsek neden olmasın?
Yok eğer bunu hakim kılamaz ve önlem alamazsak, şuan çürümeye terk edilen bir çevrenin yaratacağı insan zihni topluluğunun neler yapabileceğini düşünün? Veya geçmişe dönerek yaşanılan acıları bir sorgulayın!

1960’da köyümüzde sağ-solun ötesinde feodalizmin yaratığı ailecilik kutuplaşmasından doğan nefretin insan ölümüne nasıl sebep olduğunu ve bu yüzden kaç ailenin mahvolduğunu bir düşünün! Veya okumayan gençliğin boş zamanlarını avcılıkla geçirme hevesinin 12 yaşından başlayan çocukların nasıl bilinçsizce ava gittiklerini ve bundan dolayı "kazayla" arkadaşlarını nasıl öldürdüğünü bir düşünün! Ya da bu çevrenin yaratmış olduğu zihniyetin 5 yıl önce iki akraba ailenin birbirine nasıl saldırdığı ve "kahvede" ölümle sonuçlanan vakayı düşünün! Ya da 31 Aralık 2006 da yaşanan dramı bir düşünün! Ya da bir zamanlar taşı eritip de alnının akıyla para kazanan, elleri nasırlı insanları düşündükçe şuandaki durum ne kadar ironi olduğunu düşünün? Bu zihniyetler nasıl türedi, kimden ve nasıl etkilendi? Kuşkusuz çevrenin olumsuz şartları, silahlanmaya karşı önlem alınmaması, esrarla mücadele edilmemesi, sorun çıkartan insanları bilinçlendirme faaliyetlerinin olmaması, kolay para kazanma yollarına fırsat verilmesinin doğurduğu(hala doğurmaya devam eden) kaos bitmedi daha. Hepimizin bu durumda hem acıları hem de bu durumların oluşmasında doğrudan ya da dolaylı etkileri var. Onun için suçun doğmasında yaşadığımız yerin bize sunduğu imkânlar, gelenek-göreneklerin tabusu ve yaşanan vakalara karşı sesiz kalışımızın büyük bir etkisi olduğunu görmemiz gerekir.

Tüm bu durumları değiştirmek, olumsuzlukları yok etmek, yaşanacak tüm olumsuzluklara önlem almak elimizde. Bunun için çaba sarf edebilecek, fedakârlık yapabilecek sabırlı ve iyi niyetli bir dinamiğe sahip olduğunu biliyorum.
Türkiye’nin tüm ücra kesimlerine çalışmaya giden insanlarımız bu dinamiğin örneğidirler. Türkiye’nin her yerinde okumaya giden arkadaşlarımızın zulme ve haksızlığa başkaldırarak eşit, sınıfsız bir toplum yaratma çabaları, dinamiğimizin olduğuna birer örnektirler. Her türlü güçlüklerle mücadele edebilecek güçlü bir potansiyele fazlasıyla sahibiz. O yüzden; başta insanlarımızın güvenoyunu üç dönemdir elinde tutan belediye başkanımıza sesleniyorum. Eşitlik uğruna, sınıfsız bir toplum yaratabilme amacı için kendilerini feda eden yenilikçi, sosyalist ve devrimci arkadaşlara sesleniyorum. Kendi özgürlükleri için, bu düzene ve bu düzenin yaratığı alt-üst ilişkisine boyun eğmemek için kendi ailesinden, eşinden çocuklarından ayrı kalma pahasına Türkiye’nin her yerinde çalışmaya giden arkadaşlara sesleniyorum.
Yaşamak istediğimiz bir düzeni yaratabiliriz. Eşit ve sınıfsız bir toplumu yaşadığımız yerde yaratabiliriz. Bireylerimizin bedensel ve zihinsel gelişime katkıda bulunabiliriz. Kardeşlerimizin, sevdiklerimizin zihinsel gelişimine katkıda bulunmak, yaşanması olası tüm olumsuzluklara önceden önlem almakla eşdeğer olduğunu unutmamak gerekir.
Bunun öncüsü olarak belediye başkanımızın bir başlangıç yapıp ve gerekli katkıyı yapacağını umut ediyorum. Ya hep birlikte var olacağız ya da hep beraber çürümeye yüz tutacağız! Tercih sizin!
Saygılarımla…
Mahmut GÜNAY

nazmi
23-04-11, 09:51 AM
Yaşamak istediğimiz bir düzeni yaratabiliriz. Eşit ve sınıfsız bir toplumu yaşadığımız yerde yaratabiliriz. Bireylerimizin bedensel ve zihinsel gelişime katkıda bulunabiliriz. Kardeşlerimizin, sevdiklerimizin zihinsel gelişimine katkıda bulunmak, yaşanması olası tüm olumsuzluklara önceden önlem almakla eşdeğer olduğunu unutmamak gerekir.
Ya hep birlikte var olacağız ya da hep beraber çürümeye yüz tutacağız! Tercih sizin!
Saygılarımla…
Mahmut GÜNAY:bravo

Toplumsal bilince sahip duyarlı insanların bu mücadelede öncü olmaları gereklidir.