PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Yem kavgası" misali yaşıyoruz…


alevoksuz
09-04-09, 08:32 PM
"Yem kavgası" misali yaşıyoruz…

Merhaba sevgili okurlar; Uzun bir aradan sonra yine bir aradayız… Her buluşmamızda olduğu gibi sizlerle paylaşım içine girmek benim için büyük bir keyif olacak… Sohbetimizin konusunu yine merak ediyorsunuz bundan eminim… Bu sohbetimizin konusunu internette gezinirken gözüme ilişen bir haber belirledi… Ben de bu haberden yola çıkarak sizlerle buluşup, bu konuya dair sohbet etmek istedim sevgili okurlar…

KUŞLARIN KARDEŞ KAVGASI ÖLDÜRÜYOR

Bir sabah bilimsel haberleri incelerken “Kuşların kardeş kavgası öldürüyor” başlıklı haber ilgimi çekmişti… Bilim insanlarına göre, kardeş kavgasının sadece insanlara özgü olmadığı, kuşların da, yem kapabilmek için birbirleriyle kavga etmekten kaçınmadığı yazıyordu haberde. Üstelik, insanlardan farklı olarak bu kavgalarda kardeşler birbirlerini yuvadan aşağı iterek öldürebiliyorlarmış sevgili okurlar… Yapılan araştırmada yuvanın kalabalıklaşmasının kavgayı arttırdığı tespit edilmiş. Kavgayı kaybeden kuş yuvadan düşüyor ve bu düşüş genellikle küçük kuşlar için öldürücü olabiliyormuş… Haberde ayrıca uzmanların, deney için her yuvada 4 kuş olmasını sağladıkları, bunun için gerekirse yuvaya dışarıdan gelen kuşları da ayıkladıkları belirtilmişti. Araştırmada, kalabalık yuvalarda kavgaya bağlı yuvadan düşme olayının daha sık görüldüğü sonucuna varılmış. Yani yem yetmeyince kardeş kavgası kaçınılmaz oluyormuş… Doğrusu haberi okuduktan sonra kavgalarımız, çatışmalarımız, birbirimizi çekememelerimiz, bencilliklerimiz, doyumsuzluklarımız ve insan ilişkilerimizi olumsuz yönde etkileyecek tüm davranışlarımız geldi aklıma… Bir an 'yoksa bizler de mi yem kavgasına düşmüşüz, kuşlar gibi' dedim kendime… Oysa evrenimizde hepimize yetecek o kadar yiyecek var ki…

ANNE-BABALAR ÇOCUKLARINI OKULA KORKA KORKA GÖNDERİYOR

Evet sevgili okurlar; İnsanların birbirine çok rahat bir şekilde silah çektiği, birbirini acımasızca öldürdüğü, gözünün yaşına bakmadan kötülük ettiği ve birbirini çok rahat karaladığı bugünlerde… Anne-babaların çocuklarını okula dahi korka korka gönderdiği, azmış, saldırgan, hasta insanların küçük çocukları hedef seçtiği ve zarar verdiği böylesi kötü bir dönemde… Günümüzde hızına yetişemediğimiz teknolojiyi, ona uyum sağlamaya çalışan bizleri, bir de bunun yanında giderek zorlaşan yaşam koşullarımızı ve beraberinde getirdiği bazı sorunları düşünür oldum…

HEPİMİZ TANIĞIZ; BAZI DEVLET BAŞKANLARININ ASKERLERİ NASIL ÖLÜME YOLLANDIKLARINA…

Şöyle bir dünya ülkelerine bakınmamız yetiyor aslında; zenginin daha zengin olma uğruna kurduğu sömürü düzende insanlar ya da ülkeler arasında büyük uçurumlar oluşuyor gün geçtikçe … Bunların da bizlere kapitalizmi işaret ettiğini de söyleyebiliriz tabii… İnsanın insanı sevmesini bırakalım sevgili okurlar, birbirimizi nasıl yok etmeye çalıştığımızın farkında bile değiliz… Hepimiz televizyonlardan izliyoruz birbirini öldüren insanları.. Hepimiz tanığız, bazı devlet başkanlarının ülke çıkarları için savaşa nasıl kalkıştıklarına ve askerleri nasıl ölüme yollandıklarına… Düşünün ki; insanlar kuş avlar gibi, balık tutar gibi ya da bir fareyi kapanla yakalar gibi şimdi de kendi kendilerini avlamaya çalışıyorlar seçtikleri yöntemlerle… Peki neden? Biraz düşününce aslında insanların hep 'daha', hep 'en' ve hep 'ben' için bunu yaptıkları bir gerçek… Oysa birbirimizi avlamak yerine biraz da akıl birliği yapıp evren için bir şeyler yapsak ne iyi olacak her şey değil mi?.. Üstünlüğü temsil eden kelimeleri evreni güzelleştirmek için kullansak ya da eyleme döksek, inanın tüm bu saçma sapan yarışlar içinde bulunmayacağız. Belki de şuan dünyanın içinde bulunduğu 'küreselleşme' süreci bile bizleri rahatsız etmeyecekti… Belki dünyanın saplandığı bu ekonomik kriz de gündeme gelmeyecekti ve belki bizler şuan güzel şeyleri konuşacaktık sizlerle beraber şu platformda…

KİMİLERİMİZ KIRK HARAMİLER GİBİ YAŞIYOR…

Sonuç olarak şunu söylemeliyim; Evrende savaşlar oluyorsa, insanlar birbirlerini acımasızca öldürüyorsa ve insan insan karşısında yeteri kadar affedici olmayıp, birbirini sığamıyorsa bunların tek nedeni içimizdeki insan sevgisinin yokluğudur. Kimileri de bir mağara bulmuş kendine, o mağarayı Kırk Haramiler gibi nasıl altınla doldururum düşüncesinde… Oysa hepimiz biliyoruz ki; herkese yetecek kadar altın da var her bir şey de var bu dünyada…

GÜZELİ DÜŞÜNÜP, SEVGİYE SARILMAMIZIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Evet yazık ki sevgili okurlar; günümüzde insani duygularımızın ölmeye yüz tuttuğunu görebiliyoruz. Bu süreçte, içinde bulunduğumuz koşullar üzerimizde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratacak elbette… Ancak koşullarımız ne kadar kötü olursa olsun içimizdeki insan sevgisini öldürmemeli diye düşünüyorum. Bizler güzelliğe, aşka, mutluluğa, iyiliğe ancak içimizdeki insan sevgisiyle erişebiliriz… Ve bizler yararlı varlıklar olabilmemiz için evrenimizde, her zaman içimizde barındırdığımız insan sevgimizle hareket etmeliyiz… Etmeliyiz ki, duyarlı varlıklardan oluşan bir evrenin içinde, yaşamımızı sürdürebilelim ve işe yarar kılalım bize sunulmuş malzemeyi… Etmeliyiz ki sevgili okurlar, bizler en kötü anımızda bile iyiyi, güzeli düşünüp tekrardan sarılabilelim sevgiye ve birbirimize… Ne dersiniz?.. alevoksuz@yahoo.com (http://www.dursunlu.com/redirector.php?url=%6d%61%69%6c%74%6f%3a%61%6c%65% 76%6f%6b%73%75%7a%40%79%61%68%6f%6f%2e%63%6f%6d)

Bedran Cebiroğlu
10-04-09, 12:27 AM
Yaşamı yaşanır kılan, eşitlik ve özgürlüktür... Bunun için EMEK en yüce değerdir.
Sevgi emektir... Yaşamanın bircik nedenidir sevgi. Nedenlerin nedeni mutluluk nedenidir.
Onun için her zaman üretmeyi eşit ve kardeşçesine paylaşmayı ilke edineceğiz...
Bu yolda kaleminden tebessümü ve sevgiyi eksik etmeyen genç gazeteci Alev Öksüz kardeşimizi canıyürekten kutluyorum. Nice başarılı yazılarını bizlerle paylaşmasını
diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla...

BEDRAN CEBİROĞLU

alevoksuz
11-04-09, 09:48 PM
Teşekkür ederim... Paylaşımla güzelleşir şekillenir herşey...
Sevgi ve saygılar...
Alev Öksüz

Münir Atıcı
13-04-09, 10:40 PM
Sevgili Alev, Yazını zevkle okudum. Bir anımı anlatarak katkı vermek istiyorum. Bir arkadaşım, oğlu ve ben Harbiye’de havuz ve ördeklerin olduğu lokanta-gazino gibi bir yerdeydik. Kuruyemiş vardı masamızda. Bir deneyle, hayvansal duygularla kapitalist değerlerin ne kadar örtüştüğünü anlatmak istedim. Bir avuç çerez aldım elime ve bir ördeğin önüne attım. Ördek; öyle bir saldırdı ki çereze, diğerlerine bir tane bile bırakmak istemeden hepsini kapmaya çalışıyordu. İşte dedim arkadaşıma, kapitalizm budur. Kimseye yaşama ve var olma hakkı tanımaz. Kimseyle paylaşmaz. Bunun farkında olan bizler o ördek duygusuyla hareket edemeyiz. İşte bunu analiz eden, sahip olduğu düşünme ve duygusal zekayı kullanan, hayvansal duygulardan farklılaşma-kopma ihtiyacı duyan insanlık; modern üretimin ilişkilerinin getirdiği yeni bakışla bu değerlerin karşısına yeni bir ideoloji çıkarmıştır. Bu ideoloji, emeğe, üretimin artırılmasına ve bunun adil bir şekilde paylaşılmasına dayalıdır. Yani, anlayacağın insanlık havyasal duygulara sahipti zaten. Sonradan ondan kopmaya çalıştı. Zaman- zaman bu konuda ileri adımlar da atıldı. Ama bilmeliyiz ki insanileşme süreci düz bir çizgi izlemiyor her zaman. Bazen gerileme dönemleri de yaşanabiliyor. İçerisinde bulunduğumuz süreç tam da buna denk düşüyor. Ama buna rağmen de umudumuzu kaybetme hakkımız yok. İnsanlık geriye gitmez. Yeter ki birileri “aydınlanma ve ilerleme” bayrağını taşımaya devam etsin.Selamlar...