PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Biz,kenan Evreni Yargılayamadık.......yunanlılar...


ismail cebiroglu
04-03-09, 10:58 PM
BİZ, KENAN EVREN'İ YARGILAYAMADIK YUNAN DARBECİLER 33 YILDIR HAPİSTE

Biz 60'tan itibaren darbecileri yargılasaydık 80 olmazdı. En yakın örnek Yunanistan. Darbeden sonra darbeciler çok kısa bir süre sonra kendilerini cezaevinde buldu. Şu anda sanırım 33 yıl oldu hâlâ cezaevindeler


SINAN K. BILGENOGLU
2000'den beri başınıza gelenleri kitaplaştırmasınız. Kitap ne zaman okuyucuyla buluşacak?
Kitabın birinci cildi, Çiviyazıları'ndan 'Günaydın Savcı Bey" ismiyle bir ay içerisinde çıkacak. 'Koruyorlar Netekim' ve 'Savcısını Yiyen Yargı' serinin diğer iki kitabı olacak. İkinci kitap yazıldı, üçüncüsü de yazım aşamasında.
» Kitaplarda neler anlatılıyor?
Birinci cildinde iddianame tanzimine kadar olan olayları ele aldım. Nasıl karar verdiğimi, nasıl hazırladığımı kısmen 12 Eylül'ü anlatarak başladım. Okuyucuyu sıkmasın diye elimden geldiğince hukuki terimlere boğmadan, sadece okur-yazar olan insanların bile anlayabileceği bir dilde hazırladım. İkinci ciltte ise iddianame tanziminden altı ay sonrasına kadar olan bölümü anlattım. Çünkü o altı aylık süre benim açımdan bir geçiş süreci oldu. Son cilt, hakkımda açılan davaların mahkûmiyetle neticelenmesi, meslekten ihraç edilmem, netice itibariyle devletin savcısını yemesini anlattım. Üçüncü kitabın başlığı Adnan Ekinci'ye aittir. Kitap başlıklarını mümkün olduğunca basının benim hakkımdaki olaylara uygun gördüğü başlıkları kullandım. Bir yerde basının bana verdiği desteğe teşekkür etmek istedim.
Kitapları yazmaya neden ihtiyaç duydunuz?
Yaşadığım olayların bilinmesinde fayda olduğunu düşündüm. Ancak kitabı yazarken kendi duygularımdan ziyade olayları ön plana çıkardım. Ümitsizliklerimi, hayal kırıklıklarımı veya kızgınlıklarımı kitaba yansıtmadım. İnsan olarak bütün bu duyguları hissedersiniz ama bunlar romanlarda söz konusu olmalıdır. Böylesine önemli bir davada ise sadece olayları vermeye çalıştım. Ayrıca çeşitli kesimlerden anılarımı yazmam yönünde talepler geliyordu. Bir yerde onların isteğini de karşılamış oldum.
» Mesela, bir yazarın romanındaki bir karakter komünist propaganda yapıyor. Kitabın yazarı komünist propaganda yapmaktan hapse giriyor. O zaman polisiye romanları yazanlar da kitaptaki karakter cinayet işlediği için, cinayetten hapse mi girmeli?
İşte Elif Şafak'ın başına gelen bu. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten yargılandı. Neyse ki beraat etti, ama arkasında bir kamuoyu olmasaydı, Elif Şafak, Elif Şafak olmasaydı belki de ceza alırdı. Burada çifte standart var. Düne kadar solcuya düşman gözüyle bakarlardı. Şimdilerde İslamcılara düşman gözüyle bakıyorlar. Bizde hukuk tahterevalli. Bir dönem sol mahkûmiyet alıyor, bir dönem sağ. Eğer bir şey suçsa her dönemde suçtur. Türkiye'de hukuk mantığı ile bağdaşmayan çok şey var. Birisinin işine geldiği gibi çalışıyor.
Kenan Evren'in sözlerinden dolayı soruşturma açan savcılar var. Onlara da soruşturma açılır mı?
Sanmıyorum. Çünkü başsavcının talimatı var. Başsavcı bir yerde bakanlığı temsil ediyor.
Peki Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcının başına gelenleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şemdinli olayları iddianamedeki malum kişi yüzünden gölgede kaldı. Savcı da hak etmediği bir şekilde cezalandırtıldı. Cezalandırıldı demiyorum, cezalan-dırtıldı. Aradaki farkı anlıyorsunuzdur herhalde. Aslında iddianame tam yüz sayfalık titiz bir çalışma. Benim iddianamem sadece beş sayfaydı. Bu açıdan baktığınızda uzun ve titiz bir çalışma. Savcının tek hatası, tefrik kararında yazması gerekeni iddianamede yazmasıdır. Bunu yapmasaydı nasıl ceza vereceklerdi doğrusu ben de merak ediyorum. Mutlaka bir bahane bulunurdu da, o bahane ne olurdu onu merak ediyorum.
Evren'in dokunulmazlığının sınırları nedir?
Kenan Evren her şekilde yargılanabilir. Hiç bir şekilde dokunulmazlığı yok. Sade vatandaştır, ama bazı suçlar bazı insanların konumları itibariyle daha hoşgörülü karşılanabilir. Savcılık safhasında değil, mahkeme safhasında. Suçlu bulunsa bile suçu ertelenebilir.
Peki Evren'in yaptığı darbeden dolayı yargılan-mamasının, darbecileri veya bu fikri aklından geçirenleri cesaretlendirici edcisi olabilir mi? Son çıkan darbe girişimi haberleri ile ilgili yorumlarınız.
Biz 60'tan itibaren darbecileri yargılasaydık 80 olmazdı. Çünkü zaten 6o'ı yargılamışsınız ne 71, ne 80 olabilir, göze alamazlardı. En yakın örnek Yunanistan. Darbeden sonra darbeciler çok kısa bir süre sonra kendilerini cezaevinde buldular. Şu anda sanırım 33 yıl oldu hâlâ cezaevindeler.
Son darbe söylentisi, darbecilerden hesap sorulmadığı müddetçe darbe heveslilerinin her zaman olacağının en açık göstergesidir. Sonradan bu günlüğü yalanlama çabaları sadece gerçeği gizlemeye yöneliktir. Ben şahsen bugünlüğün gerçek olduğu kanaatindeyim, zira günlük 1957 yılından başlayıp devam ediyor. Sahte bir günlükte bu kadar teferruat ve 50 yıllık bir mazi yer almaz. Belki üç beş yıllık bir dilimi kapsar. Adam kalkacak sahte günlük hazırlıyorum diye günlük sahibinden başka kimsenin bilmediği zaman dilimlerini ve kişileri yaza-cak,bana biraz hayali geliyor. Bunun yerine günlüğü doğru kabul etmek daha gerçekçi.
» 2000 yılına dönersek başınıza gelenlerden çıkarttığınız sonuç nedir? Bir savcı arkadaşınız bize gelse ve Kenan Evren'e hakkında iddianame düzenlemek istediğini söylese ona ne tavsiyelerde bulunursunuz?
Aynı koşullarda olsak, bana gelse her şeyden önce yapması gerektiğini, ama yaparsa başına istenmedik şeylerin gelebileceğini anlatırım. Bu hukuk dışıdır. Orada savcı hata yapmıştır. Usul hataları yapmıştır falan bunlar ayrı mesele. Öbür taraftan yine savcıya yapılan hukuk dışı bir muamele vardır; çok ağır biçimde cezalandırılmıştır. Bütün bunları hatırlatırdım.
Bir hukuksuzlukla karşı karşıya olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki mesleğe geri dönebilmek için hukuki bir yol aradınız mı?
Türkiye'de bu mümkün değil. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSKY) kararlarına karşı hiç bir yargı mercisine gidemiyorsunuz. AİHM'e gittim, 'Bu tür davaları görmüyoruz' diye şimdilik reddetti. Şimdilik diyorum, çünkü başka bir başvurumu kabul etti. AÎHM ilk defa HSYK'ye karşı bir davayı kabul etti. Bu büyük bir adım. eğer beni haklı bulursa çok güzel olacak. En azından hakimler ve savcılar için kısmen bir çıkar yol olacak.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yüksek lisansa başlamışsınız. Tez konunuzu seçtiniz mi?
Tezimi bu ay seçeceğim. Büyük bir ihtimalle ya 1982 Anayasası'nın geçici 15. maddesi ya da hâkim ve savcıların ifade hürriyeti konusunda yapacağım. İkisi de beni ve meslektaşlarımı yakından ilgilendiren konular. Zannedersem ikinci konu daha ağır basıyor.
» Geçiminizi sağlayabiliyor musunuz?
Parasızlık herkesin derdi. Çok şükür geçiniyorum. Neyse ki o zamanlar emeklilik hakkımı elde etmiştim. Benden çok daha kötü durumda olanlar var. Başka bir savcı vardı ihraç edilmiş. Çocuk 850 liraya iş bulmuş, çoluk çocuk falan geçinemiyorlar. Bu çocuk savcı olarak doktorasını yapmış. Toplasan Türkiye'de 10 kişiyi geçmez. Meslekten ihraç edilme sebebi de eşinin türbanlı olması. Farz edelim ki kendisi irticai düşünceler taşısın kafasında veya komünist faaliyetler taşısın. E sen şimdi kafasındaki düşüncelerden ötürü adamı asacak mısın? Eğer mesleğine yansıtmıyorsa sanane solcu, sağcı. Bu adam insan değil mi. İllaki bir düşüncesi olacak. Bunu anlamak mümkün değil. Türkiye bir acayip memleket.
Türkiye'de fikirler yasak darbeler serbest
Kenan Evren'in yargılanmasının önündeki engel, Türkiye demokrasisinin gerçek yüzüdür diyebilir miyiz?
Yargılanmaması demokrasiyle ilgili olan bir şey değil. Aslında bu son beyanından dolayı yargılanmaması lazım, çünkü orada bir fikir beyanı var. Fikir beyanında bulunan kişinin onu fiilen gerçekleştirecek bir durumu yok ise ne olabilir ki.
DEMOKRASİ TAHAMMÜL REJİMİDİR
Türkiye de yanlış olan bu; fikirler yasak, darbeler serbest. Demokrasi her şeyden önce tahammül rejimidir, hoşgörü değil, tahammül. Adam öldürmek TCK'da suç. Mesela ben desem ki "Adam öldürmek suç olmamalı". Ben şimdi bunu söyleyerek adam öldürmüş mü oluyorum.
SİYASETTE BOŞLUK YARATILDI
12 Eylül Türkiye demokrasisine de ekonomisine de çok büyük zararlar vermiştir. Öncelikle siyasette derin bir boşluk yaratmıştır. Deneyimli ve nitelikli politikacılar devre dışı bırakılınca meydan acemilere veya kalitesi denenmemişlere kaldı. Bu da tabii siyasette bocalama ve hatalar yarattı.
YAPANIN YANINA KÂR KALIYOR
Darbe ile indirilir ve hapsedilirim korkusu ile pek çok kaliteli insan siyasetten uzak durdu. Bundan da önemlisi, darbeden sonra pek çok insan hakkı ihlalleri yaşandı ve bunların hesabı sorulamadı. Yani yapanın yanına kâr kaldı. Halbuki ormandan iki tane odun çalanı bile en ağır şekilde cezalandıran bir hukuk sistemimiz var. Odun çalan ceza alırken hayatları çalanların cezasız kalması adalet mantığına uymaz.
Son günlerde ortaya çıkan emekli paşaların darbe planları ile iddialar, darbecilerden hesap sorulmadığı müddetçe darbe heveslilerinin her zaman olacağının en açık göstergesidir.
Günlüğü yalanlama çabaları gerçeği gizlemeye yöneliktir, gerçek olduğu kanaatindeyim. Zira günlük 1957 yılından başlıyor. Sahte bir günlükte bu kadar teferruat ve 50 yıllık bir mazi yer almaz.
Şemdinli olayları iddianamedeki malum kişi yüzünden gölgede kaldı. Savcı da hak etmediği bir şekilde cezalandırtıldı. Cezalandırıldı demiyorum, cezalandırtıldı.
Aslında iddianame tam yüz sayfalık titiz bir çalışma. Bu açıdan baktığınızda uzun ve titiz bir çalışma. Savcının tek hatası, tefrik kararında yazması gerekeni iddianamede yazmasıdır.


SACİT KAYASU KİMDİR?
1952 yılında Denizli'ye bağlı Sarayköy'de doğan Sacit Kayasu, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi'nde gördüğü hukuk eğitiminin ardından 12 yıl avukatlık yapan Kayasu, avukatlığın ardından sırasıyla Çamlıhemşin, Oğuzeli, İğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana'da 12 yıl savcılık yaptı. Adana savaşıyken Kenan Evren hakkında bir iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen Sacit Kayasu, şu an Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyor.
KENAN Evren hakkında iddianame hazırlaması sürecini anlattığı üç ciltlik kitabının birinci cildi mayıs ayının başlarında çıkacak. Sacit Kayasu, evli ve 3 çocuk babası.

ismail cebiroglu
04-03-09, 11:10 PM
Bir genç varmış…Daha on yedisindeymiş… Umutları varmış…Eşitlik, hak, adalet istermiş… Birde bakmış vatan haini olmuş… Mahkemeler kurulmuş… Fermanlar yazılmış… Kuklalar kararı baştan vermiş… Suçu yokken suçlar yüklenmiş… Yalanlarına kılıf hazırlamışlar…
Fermanlar okunmuş ve dar ağacı kurulmuş…
17 yaşında ki bir kişi asılamaz diyip, yaş tespitinin yapılması için verilen çabalar boşa gitmiş…
Ve 17 yaşında bir canın, işkenceden geçmiş bedeninin sonunu hazırlamışlar… Paşa demişki; Asmayalım da besleyelim mi?
Olur mu efendim tabi ki asalım vatan hainlerini mi besleyeceğiz…
Ve ülkeyi bir kez daha kurtarmışlar bir vatan hainini daha asarak… 17 yaşında olmasının önemi yokmuş… Yılanın başını küçükken ezmek gerek…
Yaşamasına izin vermemek gerekliydi..
Bir daha düşünmemeliydi…
Annesine bir daha sarılmamalıydı…
Güzel bir günde yürümemeliydi yoruluncaya dek..
Okumamalıydı bir daha yasa dışı o komünist kitapları..
Bakmamalıydı o sakallı amcanın fotoğrafına bir daha…
Sevmesine, nefes almasına, gülmesine, yumruğunu havaya kaldırmasına izin vermeden yok edilmeliydi…
Apoletli kahramanlar yaptı bunu netekim…
O daha on yediydi…
O da daha on yediymiş…
Vatan haini ve hep bizi arkadan vuran bir Ermeni’yi öldüren kahramanmış O… Polis amcalar, jandarmalar Türkiye’de işkence var iddialarını çürütecek görüntüler vermiş O kahramanla… Kahramanımızın arkasında kontrogerilla devleti varmış... Emniyet müdürü olayı abartmayın türünden açıklamalar yapmış… Yaşananlar milliyetçi duyguların sonucu olduğu için hoş görülmeliymiş… Mahkemeye çıkarmaları gerekmiş kahramanımızı ve yaş tespiti için adli tıpta yapılan testler sonucu öğrenilmiş ki kahramanımızın yaşı henüz on yediymiş… Adli tıptaki doktor amcalar öyle demiş çünkü.. Hakim amcalarda bu nedenle kahraman evladımızın yaptığı bu küçük yaramazlığın cezasını büyük oranda düşüreceklermiş…Bunlar niye; Çünkü o bir kahraman… Daha vatana çok hizmet edecek… Ama önce içeride biraz besleyip büyütmek gerekli bu yavrucağı… Büyünce O; Çakıcı, Çatlı, Kırcı ağabeyleri gibi olacak…

Bedran Cebiroğlu
25-03-09, 08:25 PM
"Ergenekon" 2. iddianemesinde generaller darbe hazırlamakla yargılanacakmış...
Güzel...
Peki;
Yaşamın her alanında hâlâ devam eden 12 Eylül 1980 darbesini kim yargılayacak?..

Yaşamın her alanını kanatan, olmuş olan darbeyi yargılamayanlar:
Aydınlarımızı faşist çetelerin sepetine doldurarak, darbe hazırlamakla nasıl yargılayacaklar?..

BEDRAN CEBİROĞLU

meh_met
26-03-09, 04:10 PM
BİZ, KENAN EVREN'İ YARGILAYAMADIK YUNAN DARBECİLER 33 YILDIR HAPİSTE

.....

Ama darbe yapma ihitimali olanları yargılıyoruz ya..
Demekki ülkemizde tecavvüz suç değil, ama, sarkıntılık suçmuş..

ismail cebiroglu
08-04-09, 10:39 PM
Sacit Kayasu / Adalet herkese işlemeli


Bir savcı, darbecilerin yargılanması için iddianame düzenlerse ne olur? Ödül mü alır? Sürgün mü? Terfi mi ettirilir? İhraç mı? Ya da en kötüsü darbeciler yerine kendisi mi yargılanır? Tüm bu soruların cevabı, “Günaydın Savcı Bey!”de. Bu kitap, eski bir savcının başından geçenleri konu ediniyor. Hayal mahsulü değil. Gerçeğin ta kedisi. Zira Adana eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 12 Eylül darbecileri ve onların şefi Kenan Evren hakkında hazırladığı iddianame sonrası başından geçenleri anlatıyor.
Kayasu, 5 Ağustos 1999'da bir vatandaş olarak, 12 Eylül darbecilerinin yargılanması için suç duyurusunda bulundu, takipsizlik ve kınama cezası ile karşılaştı. Kayasu yılmadı. 28 Mart 2000'de bu kez savcı sıfatıyla, Kenan Evren hakkında iddianame düzenledi. Bu kez de görevinden ihraç edildi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku masteri yapan Kayasu ile görüştük. Kitabından sonra Hâkim ve Savcıların İfade Özgürlüğü konulu teziyle meşgul olan Kayasu'ya, Türkiye'de adaleti sorduk.
12 Eylül darbecilerinin yargılanması ile ilgili bir iddianame düzenlediniz, hayatınız değişti... İddianameyi hazırladıktan sonra başınızdan geçenleri kısaca anlatır mısınız?
İddianameyi düzenlendikten sonra hayatımda çok şey değişti. Çünkü toplum henüz darbecileri yargılamaya hazır değil. Öyle olunca darbecileri değil, beni yargılamayı tercih ettiler. Ve beni de çok rahat yargılayıp cezalandırdılar. Bunun sonucunda üç yıl açığa alındım ve görevimden ihraç edildim. İhraç nedeniyle, avukatlık da yapamıyorum. Bu, Türkiye’de ilk ve tek. Bırakın savcıyı, normal devlet memuru bile üç yıl açığa alınmamıştır. Üç yıl açığa alınmamın gerekçesini biri bana izah etse memnun olacağım. Yani ben, adam mı öldürdüm, hırsızlık mı yaptım? Nedir bu! Ben bu yaşananların gerekçesini bulamıyorum. “Efendim, görevi kötüye kullandın” deniliyor. “Niye iddianame düzenledin?” deniliyor. İddianamemi kabul etmediler ki, “şikayet dilekçesi” dediler. Sonra da, “Neden iddianame düzenledin” diyorlar. Burada bir mantık hatası var.
Yargılamamakla darbelere davetiye çıkarırsınız
Neden böyle bir iddianame hazırlama ihtiyacı duydunuz?
Çünkü, darbe yapmak, kanunlarımıza göre suç. Eskiden bunun cezası idamdı, şimdi ağırlaştırılmış müebbet hapis. Böyle bir suç varsa ve böyle bir suç işlenmişse, onun cezalandırılması gerekmez mi? Orada kanunda yazılan bir şey var. Madem ki bu hareket var, kanunda karşılığı var diyoruz. O zaman cezalandırılsınlar. Bunları yargılamamakla, darbelere, ihtilallere davetiye çıkarırsınız. Halbuki, demokratik ülkelerde darbe yoktur. Arjantin, Şili, Yunanistan’da darbecilerden hesap soruldu, soruluyor. Yargılamalar yapıldı. Bizde de geç kalmadan bu yargılama yapılmalı. Sebebi bu.
Başınızdan geçenleri “Günaydın savcı bey!” adlı kitabınızda anlattınız. Kitapta, “Öncelikle darbecilerden hesap sorulmalıdır ki, diğerlerine giden yol açılabilsin” demişsiniz. 12 Eylül'le hesaplaşmak neden bir zorunluluk?
Şimdi 12 Eylül, her şeyden önce; bundan sonra darbe olmaması için, hesaplaşılması gereken bir olgu. Sadece darbeyle de bitmedi, 12 Eylül’ün yarattığı tahribat veya yapılan suçlar. Onun haricinde pek çok insanlık suçu işlendi. Pek çok işkenceler yapıldı, haksız yargılamalar oldu. Bütün bu suçlar yargılanmadıkça, bu toplum nereye varabilir? Ormanda iki tane odun çalan adama, “sen vatan hainisin” deyip, veriyoruz cezayı. Darbe gibi bir fiile kalkıp “olsun var olsun” diyorsunuz. Bu tutarsızlıktır. Hukuk, mutlak süratle herkese ve eşit olarak uygulanmalı. Şimdi ben herkese eşit uygulayamıyorsam hukuku, o zaman bir savcı olarak niye varım ben. Mantık herkese eşit davranmayı gerektirir. Adalet duygusu bunu gerektirir. Mesele adalet meselesi. Adalet herkese işlemeli. Yoksa o, keyfilik, despotluk olur.
İnsanların adalet mücadelesi vermesi gerekiyor
Neden kitap? Özellikle de, “bu kitap benim umutsuz ve anlaşılmayan mücadelemin hikayesi” derken?
Şimdi benim olayımı pek çok kişi takip etmiştir ama, her şeyi takip etmesi mümkün değildir. Bu kitapta, neden bu mücadeleye kalkıştığımı anlattım. Belli bir tarihi seyri izledim, yaşadıklarımı aktarırken... Bir de sonrası var. Yakında, “Savcısını yiyen yargı” kitabını çıkaracağım. Bütün gayem, “Olay nasıl başladı, nasıl gelişti, nasıl neticeleşti”, bunu herkesin bilmesi.
Şemdinli, Kaymazlar hukuk skandallarıdır
“Türkiye’de darbe hukuku geçerli olduğu için benim iddianamem işleme konulmadı ve hakkında takipsizlik kararı verildi” diyorsunuz. Buna benzer başka hukuk skandalları var mı?
Benim bildiğim kadarıyla herhalde Ferhat Sarıkaya olayı var. Darbe hukuku kendini hissettiriyor. Bizzat, uygulamalara baktığımızda, özellikle bürokraside halen darbe hukukunun etkili olduğunu görüyoruz. Şemdinli, Kaymazlar ve Atabeyler davalarında alınan kararları böyle değerlendirebiliriz. Bir şeyi de eklemek isterim; Sarıkaya’nın ihracı, kendisi açısından kötü ama Türkiye açısından “iyi” olmuştur. HSYK’nın yapısı, çalışma tarzı tartışmaya açılmıştır. Bu bizden sonra üçüncü bir örneğin olacağının da işaretidir aynı zamanda.
12 Eylül anayasası hukuki değildir
Anayasanın ilk maddesinde, Türkiye “laik, sosyal, hukuk” devleti olarak niteleniyor. Darbeci generaller tarafından hazırlanan bir Anayasa'nın hukuki olması düşünülebilir mi?
Şimdi, usule uygun hazırlandığı için, bu yüzden kanunidir. Ancak, işin hukuki boyutu ise tartışma konusu. Şu an biz ona geçersiz bir anayasa diyemeyiz, beğensek de beğenmesek de. Ama zorla dayatılmış bir anayasa malum; tabi hukuki değildir.
“Laik” ve “Sosyal” nitelemeleri konusunda ne düşünüyorsunuz. Malum; 12 Eylül, işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarını gasp eden 24 Ocak kararları demek. 12 Eylül, komünizme karşı yeşil kuşak demek...
Bunlar çok tartışma götüren konular. Türkiye’de bu konular daha yerli yerine oturmadı. Ama Türkiye laik bir devlet bence. Laiklik yanlış anlaşılıyor. Türkiye’de kimse dinsizliği istemiyor. Ama devlet ve din işlerinin ayrılması konusunda laiklik söz konusu. Bir de burada laiklik karşıtı bir sistem var. O da sekülerizm. Türkiye’de sekülerizm isteyen bir grup da var. Türkiye’de bugün için böyle bir şey mümkün değil. Türkiye sosyal devlet ama! Bu sosyal devlet vazifesini yerine getirme konusunda pek çok eksikliği var. Her konuda olduğu gibi...
Bağımsızlık için HSYK kararları yargıya açılmalı
Türkiye’de hakim ve savcılar bağımsız deniyor. Ama bir savcı, iddianamesinde Genelkurmay Başkanı'nın adını geçirdiği için, meslekten ihraç ediliyor. Bu nasıl bağımsızlık?
Hakim ve savcıların bağımsızlığı her şeyden önce meslek içindeki hiyerarşinin yargıya açılmasıyla sağlanabilir. HSYK kararları yargıya açık değil. Öyle olunca da savcı ve hakimlerin, kurulun istemediği kararları alması mümkün değil. Bu mercilerin kararları yargıya açılırsa bağımsızlık sağlanabilir. Örneğin; YAŞ kararlarında da böyle bir şey mümkün değil.
Anayasa Mahkemesi’nin “367 şarttır” kararı sizce ne kadar bağımsız? Hele de 27 nisan muhtırasından sonra…
Benim söyleyeceğim şeyin bir bağlayıcılığı olmaz. Ama benim bu konudaki fikrimin ne olduğunu aşağı yukarı tahmin ediyorsunuzdur.
Çankaya tartışması darbe imtiyazları kavgasıdır

12 Eylül’den sonra Cumhurbaşkanlığı’na tanınan olağanüstü yetikler herkesin malumu iken, sizce Cumhurbaşkanlığı seçiminde neyin kavgası verildi? Laikliğin mi, darbe imtiyazlarının mı?
Ben her zaman söylüyorum; '82 Anayasası hazırlanırken, Cumhurbaşkanı’nın bir Genelkurmay veya kuvvet başkanı olacağı düşünülerek, bu yetkiler verildi. Şimdi, “bu elbise bize bol geldi, daraltalım” diyorlar. Bence orada, darbe imtiyazlarının kavgası verildi. Çünkü laiklik şu anda tehlike altında değil. Laikliğin tehlikede olması için, yakın bir tehlikenin olması söz konusu. Bugün halkta böyle bir korku yok bence, öyle düşünüyorum.
Askerin fikir beyanı askeri ceza kanununa göre suçtur
Türkiye, 27 Nisan muhtırası ile yeni bir darbe sürecine yuvarlandı. Genelkurmay'ın son gece yarısı bildirisiyle ise yeni “düşmanlık” tohumları ekildi. Sizce generaller, siyasete sık sık balans ayarı çekme gücünü nereden alıyor?
Çünkü, herhangi bir şekilde bu eylemlerinden dolayı cezalandırılmıyorlar. Halbuki, gerek askerin gerekse diğer kurumlardaki bir kişinin fikir beyan etmesi ancak yasalarla mümkündür. Yani, yasaların dışında fikir beyan etmek mümkün değildir. Hele hele askerin fikir beyan etmesi zaten askeri ceza kanununa göre suçtur. Fakat onlar ceza almayınca bu gelenek olarak devam edecektir.
Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Siyaset Güvenlik Belgesi bu güç denkleminde nerede duruyor?
MGK anayasal bir kurul. Böyle olunca hukuki bir statüye sahip. Bundan kaynaklı MGK hakkında herhangi bir şekilde olumsuz bir mütalaada bulunmak mümkün değil. Bunu tavsiye kararı olarak değil de, uygulanması mutlaka gereken bir emir olarak algılayan siyasilere sormak lazım.
Vatandaş sorgulamalı, düşünmeli ve hesap sormalı
Kitabınızda, savcıların görevi bölümünde, “Türkiye'de vatandaşın adalete güvenini sağlamanın ilk yolu savcılardan geçmektedir” diyorsunuz. Başınızdan geçenlerden sonra Türkiye'de hala adalet sistemine güveniyor musunuz?
Şimdi eğer adalete güvenmezsek, devletlerin varlık sebebi ortadan kalkar. Vatandaş adalete güvenmezse nasıl yaşayacak? Adalet, insanların yarına güvenle bakmasını sağlar. Ben bu mesleğe yıllarımı verdim. Bu mesleğe güvenmek ve halkın da güvenmesini sağlamak zorundayım. Ancak onların da bu yaşananlara sesini çıkarmaması kötü tabi. Ama onları da anlıyorum, herkes benim kadar cesur olmayabilir, korkabilirler. İnsanların benim kitabımı okuduktan sonra daha çok adalet mücadelesi vermesi gerekiyor, benim hikayem örnek olmalı diye düşünüyorum.
“Günaydın Savcı Bey” kitabınızın son bölümünde, “Yaşamım adalet peşinde koşmakla geçti. Bu enayilik” diye yazmışsınız. Bu mücadele çağrısı yüklü bir sitem mi, yorgunluk yüklü bir umutsuzluk mu?
Aslında bir sitem. Neden sitem? Çünkü, ben bunca mücadele etmişken ve aslında çok rahat bir makamda, konumdayken bu mücadeleyi yaparken, vatandaş eğer herhangi bir tepki vermiyorsa, o zaman bu vatandaşa bir sitem. Ama bunda birçok şey de etkili oldu. Çünkü medyada bu mücadeleye bir sansür uygulandı. Yapılan bazı haberler oldu, ama bunların bir kısmı da çarpıtılarak verildi. Desteğin yeterince olmamasının nedenlerinden birisi de bu; medyanın yeterince bunun üzerine gitmemesi.
İnşallah 2010 gelmeden demokrasi sınavını kazanırız
Peki, 2000 yılında bir röportajınızda, “Bu bir sınav. Bu ülkenin demokrasi güçlerinin soruna sahip çıkmasına bağlı. Göreceğiz” demiştiniz. Sizce demokrasi güçleri bu sınavı kazanabilecek mi?
Bu ülkenin demokrasi güçlerinin, bu sınavı kazanmasını ümit ettiğim için bu kitabı yazdım. Halen bu ümidimi muhafaza ediyorum ve 2010 yılına kadar da, muhafaza edeceğim. İnşallah 2010 gelmeden, bu sınavı kazandığımızı hep birlikte görürüz.
Son olarak, gazetemiz okurlarına neler söylemek istersiniz?
Herkesin, siyasi, mali, askeri, her türlü memleket meselesinde duyarlı olması, benim bütün dileğim bu. Çünkü sen duyarsız olduğun müddetçe, senin cebinden paralar götürülecek. Sen duyarsız olduğun müddetçe, hakların elinden alınacak, geleceğin elinden çalınacak. Sen bunlardan bihaber olduğun için de, bunlara itiraz etme hakkın olmayacak. Halbuki bu konularla ilgilenirsen, siyasi, askeri, mali; bunların hesabını sormak için de harekete geçebilirsin ve geçmelisin de. Herkesten benim beklediğim bu, vaktinde hesap sorsunlar. Böylelikle kimsenin yaptığı yanına kar kalmasın. Yani; artık vatandaş sorgulamalı, düşünmeli ve hesap sormalı, ben bunu istiyorum.

atılım