zeyfehüseyin
12-02-08, 12:01 PM
OKUMA SEVGİSİ
OKUMA SEVGİSİNİ OKULLARDA ARTTIRMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ (Alıntı Yazıdır)
Neden Daha Çok Okumak Kitap okumanın nedenleri ve sağlayacağı faydaları anlatmak ciltler dolusu eser vermeye niyet etmek gibidir. Ancak hayatının bugün için değil yarınlara hazırlayan ve gelecekte büyük işler başarmaya azmetmiş istikbalin seçkin insanlarına konu hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmaya çalışalım;
James Hawel: “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır.” Diyor haksız da değil. Unutulmamalıdır ki kişi hangi mesleği seçerse seçsin çalıştığı kurumda bir numara olmalıdır. Balzac: “Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmalısınız.” Der. Kişinin hayatında bir numara olması demek birçok konuda genel bilgilere sahip olması demektir. İşte bir numara olmanın ilk şartı: Okumak, okumak, okumak… · Başarılı olabilmenin en önemli şartlarından biri de geçmişteki insanların tecrübelerinden yararlanarak onların düştüğü hataları tekrarlamamak ve başlanan işe onların tecrübeleri ile başlamaktır… Diyelim ki bilgisayar mühendisi olacaksınız, bu işle 20 sene uğraşmış birisinin yazdığı kitabı güzelce okusanız o işe 20 yıllık tecrübe ile başlamış olursunuz. Unutulmamalıdır ki okuduğumuz her kitabın sayfaları yıllar süren tecrübenin ürünüdür. Bunun manası şudur:
“HER KİTAP BİR ÖMÜRDÜR.”
Hangi meslek dalında olursa olsun insanlarla ilişki içerisinde olacağımız ve insanların isteklerine cevap vereceğimiz malumdur. Mesleğinde başarılı kişi insanların bütününe hitap edebilecek projeler hazırlayabilendir. Örneğin bir araba tasarımcısının başarısı, ürettiği modelin birçok insan tarafından beğenilmesi ile ölçülür. Toplumun birçoğunun beklentisine cevap verebilmek için toplumu iyi tanımak gerekir. İnsanları tanımanın en kısa ve güvenilir yolu” KİTAP OKUMAKTIR. “
Eskiler “sanat altın bileziktir” demişler. İnsanın iyi bildiği bir sanatı(kuaförlük, ayakkabıcılık vs.) varsa hangi halde olursa olsun ihtiyaç duyduğunda ona fayda sağlar. İnsan çok zengin olup iflas edebilir. Büyük bir makamda olup makamını kaybedebilir. Ama okuma sayesinde elde edilen bilginin ve onun getirmiş olduğu itibar mezara kadar devam eder. İnsanlar arasında sizi hiç terk etmeyecek asil bir konumunuz olmasını istiyorsanız çok okumalısınız. · Günlük hayta çok defa duymuşsunuzdur; “mal, makam önemli değil önemli olan insanlık” diye. Aslında burada kastedilen olgunluk, zarafet, kibarlık ve nezakettir. Beğenilen insanları diğer insanlardan ayırt eden bu özelliktir. İnsanın bu davranışları doğru ve kapsamlı öğrenebileceği en önemli kaynak kitaptır. Herkes tarafından takdir edilmek isterseniz kitap okumalısınız. · Kitap okumanın en önemli faydalarından biri de insana kendini tanıma fırsatı vermesidir. Okuyan insan hangi dalda başarılı olacağını çok çabuk kavrar. Unutmamalıyız ki aydınlanmamızı sağlayan Edison, Nobel ödüllü büyük fizikçi Einstein üniversiteden mezun değildi. Ama okudukları kitaplar sayesinde hangi dalda kabiliyetli olduklarını keşfettiler ve başarılı oldular. Evet, görüldüğü gibi hayatta başarılı olmanın tek şartı var o da kitaplarla dost olmak. · Bilgiye ulaşmanın çeşitli yolları vardır. Mesela konferanslar dinlenebilir, belgeseller seyredilebilir. Fakat bu faaliyetlerde insanın durup düşünmeye, ihtiyacı olduğunda bu bilgiye tekrar ulaşmaya imkânı yoktur. Zira insan kitap okurken düşünmek için zamanı vardır. Tekrar tekrar aynı bilgiye ulaşabilir Çiçero: “Kitapsız bir ev ruhsuz bir cesede benzer” derken ne kadar haklı.
* DÜNYADAKİ KÖTÜLÜKLERİN TEMEL SEBEBİ CEHALETTİR. İNSANIN BAŞ DÜŞMANI CEHALETE KARŞI SAVAŞ AÇMALI DEVAMLI KİTAP OKUMALIYIZ.
Bir başka Açıdan Okumak İnsanın kendini ve kâinatını tanımasının belki de en temel şartı okumaktır. Evet, insan iyi bir öğrenim sonucu hayata hazırlanır ve diğer insanlara faydalı olur. Ancak insan hayata hazırlanırken mutlaka çift yönlü düşünmek zorundadır. Zira bir üniversite öğrencisinin öğrenimini tamamlayana kadar on beş yıl öğrenim gördüğünü düşünürsek insanın dünya hayatına hazırlanması oldukça uzun bir süreyi kaplamaktadır. Bir de dinin bize öğrettiği hayat vardır ki biz buna ahiret hayatı diyoruz ve bu hayattaki menfi yada müspet durum tamamıyla dünya hayatına bağlıdır. İyi bir hayat için ilim öğrenme gayretindeki şahıs acaba ahiret âleminde kendine çok faydası dokunacak ilimleri öğrenmede ne kadar iştiyaklıdır. Bir mü’minin bu konuda mutlaka kendini hesaba çekmesi gerekmektedir. Madem insan orada hesap verecektir öyle ise “Dünya hayatı için ilimde gösterdiğin iştiyakı ahiretini öğrenmede neden göstermedin? ” hitabına maruz kalmamak için mü’min dinini mutlaka iyi öğrenmelidir ki bunun da en kolay yolu okumaktır. Evet, ölüm haktır ve herkes için çok yakındır Ahiret hayatına da dünya hayatı gibi ilmen ve fiilen hazırlıklı olunmalıdır ki sonuç hüsran olmasın. Kitap Okuma ve Biz 1934 yılında Paul Valery şöyle yazıyordu:” Güzel bir kitap her şeyden önce bir okuma aracıdır. Ancak, aynı zamanda bir sanat eseridir, bir şahsi karakter ifadesidir. Hür olma ile geçerlilik kazanan şahsi düşüncenin, bütün alametlerini taşır.” 1933 Nazi Almanya’sında, muhteşem kitap yakma törenleri yapıldı. Ancak anlaşıldı ki: “Kitapların yakıldığı yerde bir müddet sonra insanlar da yakılır.” Meşhur Çiçero, bütün hayatı da şu bir tek cümle ile özetleyiverdi: “Bir bahçen ve bir kitabın varsa hiçbir eksiğin yoktur demektir.” Çiçero’nun sözüyle alakalı bir Afrika atasözü vardır:” Kitap, cepte taşınan bir çiçek bahçesidir. Kitap ömrü uzatmanın en iyi ilacıdır. Kim ki kitapsever ve okur, onun yaşayışı dolu, zengin ve uzun olur. Zira insanın baş düşmanı boşluk ve tembelliktir ki: bu da stresleri doğurur. Streslerse insanın ölüm alarmlarıdır. Bundan kurtulmanın yolu kitap okumaktır. Okumayı okul ve meslek kitabı ölçüsünde sınırlayan, beyi kapılarını bunun dışındakilere kapayan insan, kabuk bağlar, çevresi ile ilişkisi de bu kabuğun delikleri ile sınırlıdır. Kendini yenilemenin sırrı ise kitaplar arasında dolaşıp onların arkadaşlığını sağlamakla mümkündür. Faydalı kitap okuyan bir insanın ufku genişleyeceğinden, bağnazlıktan uzak ve müsamahalı olacağında şüphesizdir. Bir kitapsevere, kitaplığının önünde durarak:”Bunların hepsini okudun mu?” demek, ham ruhluluktur. Her kaynak kitap okunmaz. Yeri ve zamanı geldikçe onlara bakılır ve istifade edilir. Çünkü kitaplar bir hayat boyu bitirilmeyecek kadar çoktur. Bu bakımdan en faydalılarının içinden en lüzumlu olanların seçilip okunması gerekmektedir. Kitap derken faydalıyı kastettiğimiz muhakkaktır. Zira “Faydasız ilimden sana sığınırım ALLAH’ım” diyen Nebiler Nebisini dinlememek mümkün değil. Okuma seviyesini renkli resimlerle süslü gazetelere, ondan ne olduğu belli olmayan bir kısım dergi ve afişlere kadar düşürmüş olan insan için her şey bitmiş demektir. Okuyup anlama zahmetinde bulunmadan bazı kitap ve dergileri de anlaşılmıyor, diye bir tarafa atan ve itenlere bir çift sözümüz var!..”Ucuz etin yahnisi yavan olur”. Emek vermeden, ne demek istediğini tekrar tekrar okuyup düşünmeden bir kalemde okuyup rafa kaldırdığınız şeylerin size ne faydası oldu. Ecdadımızın birikmiş kültür yığını, haşmetli mabetleri gibi durmuş bize bakıyorlar. Biz de en harika sanatlar karşısında bile “Uyurgezer, vurdumduymaz” halimizle bakıp geçtiğimiz gibi sadece bakıp geçiyoruz. Başkaları bizim mirasımızla yükselirken bizim hala yerimizde saymamız da cehaletimizden başka neye verilebilir? Kitap okumanın ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak ve anlatmak ancak okuyan insanların anlayabileceği bir şeydir. Nitekim James Howell “Dünyayı yöneten kalem, mürekkep ve kâğıttır” diyor, haksız da değil. Başarılı İnsanlar Okuyanlar Arasından Çıkar Ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır. Montaigne Eğitim alanından sanayiye, politikadan sanata ve basın dünyasından spor camiasına kadar hemen her alanda başarısını kanıtlamış insanların genellikle kitap okumaya çok önem veren insanlar olduğunu görüyoruz. Bu insanların en belirgin ortak özelliği, öğrenmeye karşı sınırsız bir istek geliştirmiş olmalarıdır. Aşağıda çok çeşitli alanlarda başarılı olmuş insanların kitap okuma karşısındaki durumlarını okuyacaksınız. Taha Akyol okumanın önemine şu sözlerle dikkat çeker; “sadece meslek gereği okumak zorunda değilim ben; aynı zamanda okuma denilen eyleme de vurgunum. Başkalarının zihin dünyasın dolaşma, daha büyük hayatların içine girebilme imkânı sağladığı için de okuyorum. Başka türlü asla öğrenemeyeceğim birçok şeyi bilmemi sağlıyor okumalarım; daha sağlıklı düşünmemi ve doğru kararlar almamı da… Okumanın yazgım olduğuna inanıyorum ve ince hesaplar yapmaksızın okuyorum. Sayfası 1,5 dakikada bin sayfayı okumak için 25 saate ihtiyacı olanlara inat keyifli bir günde, üç tane hacimli kitabı bir kenara koyup notlarımı da bilgisayarıma işleyebiliyorum.” “Lise mezunu, 21 yaşında, on beş kilo fazlası olan, insan ilişkilerinde bocalayan, hayattan beklentisi az, 37 metrekarelik bekâr evinde mutfağı olmadığı için bulaşıklarını banyo küvetinde yıkayan ve oldukça mutsuz bir insan, birden ilgi odağı haline gelmişti. Aynı zamanda bu insan saygı duyulan, insan ilişkilerinde mükemmel ve dünya çapında başarı gösteren önemli bir kişi oluvermişti.” Bu kısa hayat hikâyesi “Sınırsız Güç” isimli kitabın yazarı olan Anthony Robbins’e ait. Lise mezunu olduğu halde Anthony Robbins bugün Amerika’nın en iyi kişisel gelişim uzmanlarından biridir. Dünya çapında düzenlediği seminerlerine devlet başkanları, en büyük şirketlerin müdür ve genel müdürleri katılmaktadır. Peki, 7–8 yıl gibi kısa bir sürede Anthony Robbins bu kadar büyük bir başarıyı nasıl yakalıyor. Başarının sırrı nedir? Kendisi bir kitabında başarısının sırrını şöyle anlatıyor:”Önce bir hızlı okuma kursuna gittim, hemen ardından birkaç yıl içinde kişisel gelişim ile ilgili 700 kitap okudum. Birçok seminere katıldım. Daha sonra Amerika’nın birçok yerinde yüzlerce seminer verdim.” Okuyanlar liderdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün uşağı olan Cemal Granda bir hatırasını şöyle anlatıyor:”Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki çevresini görecek hali yoktu. Ülke ile ilgili bir sürü sorunlar dururken Devlet Başkanı’nın kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olacak ki Atatürk’e şöyle dediğini duydum: -Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma. 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın? Atatürk Vasıf Çınar’ın bu samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi: “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.” Bir kitap dünyadan daha önemlidir. Çünkü maddeye düşünceyi katar. Viktor Hugo Pitt Yirmi yaşında iken Adam Smith’in yazdığı ”Milletlerin Serveti” isimli kitabı okumuş. Bu kitap onun ufkunu açmış ve bir iş kurmuş. Günün birinde de İngiltere’nin başbakanlığına kadar yükselmiş ve İngiltere tarihinin en başarılı başkanlarından biri olmuş. Pitt bütün siyasetini bu kitaba göre hazırlamış. Thomas Edison öğretmeni tarafından anlaşılmadığı için okul hayatı çok çabuk bitmiş. Ulaştığı başarılarda en büyük payın annesine ait olduğunu söylüyor. Annesi sürekli olarak onu faydalı kitaplar okumaya yönlendiriyordu. Edison bir şey icat etmek istediği zaman, o konu ile ilgili ne kadar kitap varsa okuyor ve kitapların, bıraktığı yerden işe başlıyordu. Herkes Barış Manço’yu yılda 500.000 km yol kateden bir seyyah olarak bilir. Ama o seyahatlerine verdiği önemi kitaplara da verirdi. Öyle ki kütüphanesi sayısız kitapla doluydu. Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran merhum Turgut Özal ve ülkemizin en hızlı okurlarından biri olan Adnan Kahveci’nin bulundukları konuma yükselmelerinde, kitap okumaya verdikleri büyük önemin etkili olduğunu kamuoyu bilmektedir. Dünya çapında ünlü bir yazar olan Maksim Gorki bir fırında çırak olarak çalıştığı yıllarda Tolstoy’un bir eserini okurken adeta kendinden geçmişti. Bir ara havaya kaldırdığı kitaba uzun uzun baktı ve şunları söyledi:”Kağıdın içinde sihirli bir şey mi var acaba?” Eserleri Avrupa’da asırlarca okutulan Endülüslü büyük filozof İbn-i Rüşd devamlı kitap okurdu. Kitap okumadan geçen yalnız iki gecesi vardı: Biri evlendiği, diğeri de babasının vefat ettiği gece. İbn-i Sina 10 yaşına bastığında birçok ilim dalında pek çok şeyi öğrenmişti. Kendisi bir kitabında şöyle der: “Geceleri hep okumak ve yazmakla meşgul oldum. Uyku bastıracak olsa bir bardak bir şey içip açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum.” Fatih Sultan Mehmet’in çocukluktan başlayan büyük bir okuma tutkusu vardı. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra Latince, Yunanca, Slavca ve İbranice’yi de öğrenen Fatih Sultan Mehmet, bazen sabaha kadar okur, okuduklarını not alır, onlardan yararlanarak planlar yapardı. Fetih olayındaki en büyük pay da bu “okuma sevdası” dır. Yavuz Sultan Selim, bazı geceler sabahlara kadar kitap okurdu. Gündüzleri ise 7-8 saatini okumaya ayırırdı. Mısır Seferi’ne giderken beraberinde üç katır yükü kitap götürmüştü. Yavuz Sultan Selim için şu söylenirdi:”O’nun elinden kitap hiç eksilmezdi. Daima okurdu. Uykuya ve yemeğe rağbet etmezdi. Günde bir defa yemek yerdi.” Dr. Burney, müzik dersi vermek için bir öğrencisinin evinden ötekinin evine gittiği zamanlarda Fransızca ve İtalyanca’yı at üzerinde öğrenmiştir. Kitapla dost olmayan, okuma ve öğrenmeyle arası bozuk kişiler, kalıcı başarıyı yakalayamazlar. Bilimin ve medeniyetin gelişip ilerlemesine katkıda bulunmuş, ortaya koyduğu eserlerle adını günümüze kadar taşımayı başarmış ünlü insanların hayatları incelendiğinde şu gerçek dikkatleri çeker: Hemen hemen hepsi çocuk denecek yaşta eğitime başlamış ve hayatları boyunca sürekli olarak okumaya ve öğrenmeye karşı sınırsız bir arzu duymuşlardır. Fransa başbakanlarından Daguesseau yemek vaktini beklediği sıralarda boş durmak yerine sürekli yazmış ve kocaman bir kitap meydana getirmiştir. “Kesin İnançlılar” kitabının yazarı Eric Hoffer okuma alışkanlığı sayesinde hamallıktan üniversite hocalığına kadar yükselmiştir. Her türlü başarısızlık karşısındaki inanılmaz olumlu tutumu ile bilinen Abraham Lincoln çocukluğunda bir çiftçinin yanında yardımcı olarak çalışıyordu. Çift sürdüğü hayvanları dinlendirdiğinde kitap okuyarak bazı okulları dışarıdan bitirmişti. Sonraki dönemde bir bakkalda çıraklık yapmaya başladığında müşteri olmadığı zamanlarda kitap okuyup ders çalışarak liseyi bitirmiş, daha sonra da hukuk fakültesinden mezun olup baro imtihanlarına girerek avukat olmuş ve cumhurbaşkanlığına kadar yükselmiştir. Kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır. SHAKESPEARE “KİTAP HER ZAMAN VAR OLACAK”. İnternet ortamında bilgi akışı ne kadar ileri seviyelere ulaşsa da kitaba duyulan ihtiyaç ortadan kalkmayacaktır. “Riding The Bullet” adlı son kitabı internet üzerinden yayınlanan Stephen King, siber dünyadaki kısa macerasını şöyle anlatıyor.
İnternet bana iki şey öğretti: Birincisi, okurlar hikâyeyi sevdiler. İkincisi, ekranda okumak çoğunun hoşuna gitmedi. Kitapların bir ağırlığı vardır. Bir kitabı elinize almak hoş bir duygu verir. Kokladığınızda tarihin kokusunu hissedersiniz hem kitabın pile ihtiyacı yoktur ve çökmez. Yani kitaplar hep var olacak. Kitap okumanın Yararları Yeni bir şey öğrenmeden geçirdiğim bir günde, benim için güneşin doğmasında bir hayır yoktur.
MEVLANA · Düşünceyi besleyen, geliştiren ve çabuklaştıran ana kaynaklardan biridir. Bilgi dağarcığımızı ve kelime hazinemizi zenginleştirir. · Anlama gücümüzü ve konuşma yeteneğimizi kuvvetlendirir. · Genel kültürümüzü artırır. Etkin ve etkili bir insan olma yollarını açar. · Meslek hayatımızdaki başarı düzeyimizi yükseltir. · Dünyaya bakış açımızı değiştirir. · Sosyal ilişkilerimizin kalitesini artırır. · Okul hayatındaki başarıları pekiştirir. · Hayal gücümüzü geliştirir. · Okumak haz duymaya, zihnimizi süslemeye, karar verme yeteneklerimizi geliştirmeye yarar. İnsanı olgunlaştırır, erdemli kılar. Bir şey meydana getirirken, bir resim çizerken veya bir kütüphane yaparken, bir teori üzerinde çalışırken, şiir okurken, güzel bir kitabın sayfalarını çevirirken yaşadığımı hissederim. Stuart CHAZE Kitap okumanın Derslerimize Faydası var mıdır? · İnsan kelimelerle düşünür, ne kadar kelime bilirse düşünce ufku o kadar genişler. Zekâ seviyesi o nispette artar. İnsanın zekasını ölçen en keskin kriter kelime haznesidir. Zekâ aynen kaslara benzer ne kadar çok çalıştırılır ise o nispette gelişir. Beyne egzersiz yaptırmanın yolu problem çözme ve kelime ezberlemedir. Zekâsı gelişen insan dersleri daha çabuk kavrayacağına göre kitap okumalıyız. · İmtihanların en önemli derslerinden biri Türkçe’dir. Fen lisesi sınavında 25, ÖSS’de 44 soru paragrafları tahlil ve dili kullanma gücü olarak özetleyebileceğimiz Türkçe’den gelmektedir. Paragraf ve kelimeleri tahlil edebilmenin tek şartı kitap okumaktır. · Kitap okumanın diğer derslere de faydası vardır. Özellikle kapsamlı düşünme kabiliyeti isteyen fizik ve matematik konuları, iş, güç, enerji gibi fizik konuları alternatif düşünme kabiliyeti yüksek olan insanların daha başarılı olacağı derslerdir. Evet, kitap okumanın sayısal dersleri de olumlu etkilediği asla unutulmamalıdır. · Günümüzdeki sınavların özelliği zamanı iyi kullanma, yani hızlı soru çözmektir. Çok kitap okuyan öğrenci hızlı okuyup anlayarak dakikaların altın değerinde olduğu sınavlarda diğer öğrencilerden daha başarılı olacaktır. Öyleyse imtihanı kazanmak istiyorsanız kitap okumayı asla ihmal etmemelisiniz. Kitap nasıl okunur? Her gün bir kitap okuma hedefi koyan insanlar vardır. Bu hedefi nadiren tuttururlar. Bununla birlikte, hedefi günde asgari bir kitap okumak olmadığı halde günde birkaç kitap okuyabilenler vardır. Hızlı okuma kursuna gidip kitapların hızlı okumaya elverişli sütun yapısına sahip olmadığı için hızlı okuyamadığını iddia edenler de olur. Bazıları da kafayı hızlı okumaya takar; kitabın başına oturunca hızlı okumaya çalışıp gözleri yorulup uykuya dalarlar. Şimdi öncelikle bazı varsayımları sorgulayalım. Kitap okumak önemli midir? Önemli olan kitap okumak değil, bir şey öğrenmektir. Öğrenmek ile kitap okumak arasında fark vardır. Bir sürü kitap okuyabilirsiniz; ama hiçbir şey öğrenmeyebilirsiniz. Hızlı okumanın püf noktalarından bir tanesi, meraktır. Eğer gerçekten sizin için önemli bir sorunun cevabını merak ediyorsanız, o merak tatmin olmadan gözünüze uyku girmeyecekse bir günde bir kitap değil, on kitap bile okuyabilirsiniz. Bir soruya cevap aramak, insana amaç verir. Rasgele bir günde, bir kitap alıp okumaya kalkıştığınızda acele etmek (hızlı okumak) için nedeniniz yoktur. Hızlı okuma kursundan mezun oldukları halde, hızlı okuyamayanların başarısızlığının altında, kitap okurken kendilerini hızlı okumak zorunda hissetmeleri vardır. Birincisi bu durum, olumsuz bir gerilim yaratır. İkincisi “ben şimdi hızlı okuyayım; şu anda hızlı okuyorum, gözlerim bir sağa bir sola koşuyor” diye düşünürken insan, içinde bulunduğu okuma eylemine yabancılaşır. Böylece hızlı okuma eylemi başarısızlıkla sonuçlanır. Hâlbuki kafasında gerçekten soru olan bir insan, sorunun cevabını bulmaya odaklı olduğu için okuma sırasında kendiliğinden bir hız kazanır. Ayrıca kafada bir soru olması, metni anlamlandırmada da çok işe yarar. Metin birdenbire benim sorumun cevabı olan bölümler ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır. Elbette en iyisi, hızlı okuma becerisiyle birlikte kafada bir soruya / sorulara sahip olmaktır. Kitap okurken, değişik insanlar; değişik teknikler uygular. Bazısı satırların altını çizer; bazıları fosforlu kalemle satırları çizer; bazıları paragrafların yanına yıldız koyar. Kitabın özetini çıkaranlara da rastlanır. Bazıları önemli bulduğu yerlerin arasına kitabın kapalıyken dışından da fark edilebilecek birer kâğıt koyar. Açıkçası bu yöntemleri pek verimli bulmuyorum. ‘Melih Arat Okuma Yöntemi’ diyebileceğim bir yöntemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hangi kitap olursa olsun, kitap okumaya başlamadan önce boş bir A4 kâğıt alınır. Bu kâğıt uzun kısmından ortasından ikiye kırılır ve A5 formunda iki sayfa elde edilir. Kırılmış olan kâğıdın birinci sayfasının en üstüne kitabın ismi, yazarı, yayıncısı ve yayım yılı belirtilir. Daha sonra birinci bölümün başlığı yazılır. Bölüm başlığını yazmadan önce satırın başına bölümün başladığı sayfa numarası koyulur. Daha sonra bölüm içinde dikkat çeken ya da önemli bulunan cümle ve paragraflar varsa, önce sayfa numarası sonra o cümlenin kendisi uzunsa, o paragrafı hatırlatacak kelimeler yazılır. Bu, kitabın tamamı için yapılır. Böylece kitabın tüm kritik noktaları çok özet ve bir bakışta görülecek şekilde bir kâğıda aktarılmış olur. Sonradan kitaptan söz etmek gerektiğinde son derece hızlı bir şekilde, o kâğıda ya da belirtilen ilgili sayfalara bakarak konuyu hatırlamak mümkündür. Söz konusu kitabın not kâğıtları kitabın içinde tutulabilir; arzu edilirse bilgisayara da kaydedilebilir. Bu çalışma yöntemi sayesinde bir kitabı 10 yıl önce de okumuş olsanız, ne önemliydi ve neredeydi sorularının cevabı saniyeler içinde verilebilir. Eğer bilgisayara kaydedecek olursanız, dosyanın içinde “ara” komutuyla bir konuyu yüzlerce kitap notu içinde arayabilirsiniz. Acaba Hangi Kitapları Okumalıyız? Öncelikle unutmamalıyız ki hayvanların dahi yiyeceği otları seçtiği bir hayatta akıl sahibi insanda mutlaka okuyacağı kitapları seçmelidir. Bu seçimde güvendiği, sevdiği büyüklerinin tavsiyelerinin yanında milli manevi değerlerimize uygun bize iyilik, güzellik ve yardımlaşma duygusunu verecek kitaplar başta olmak üzere dikkatle seçtiğimiz her kitabı okuyabiliriz. · Peygamberimiz “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” hadisi ile ölçüyü koymuştur. Tarih boyunca bütün medeniyetlerin çöküşü gençlerin kafasının faydasız ilimle doldurulması sonucu gerçekleşmiştir. Hem aklı hem de kalbi tatmin edici eserlerin okunması asla ihmal edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki insanda bedenin yanında ruh da vardır. · Günümüzde maalesef kitap okuma alışkanlığı yaygın değil. Etrafımıza baktığımızda kaç ailede gerçekten kitap okumayı seven ve çocuğuna kitap okutan ebeveynler bulabiliriz. Dolayısıyla aslında insan için ekmek, su kadar önemli bir unsur göz ardı edilmektedir. Gerçi aileler çocuklarının okulda kitap okuduğunu düşünüp sorumluluktan kurtulduklarını zannederler. Belki okuldaki dersler ile çevreyi ve toplumu yüzeysel olarak tanırız. Peki ya kendimiz hiç düşündük mü? Nereden geldik? Nereye gideceğiz? Her geçen gün bizi yaşlılığa, yaşlılıkta ölüme yaklaştırdığına göre her insan aslında ölümünü bekleyen bir idam mahkumu mudur? Tabii ki bir Müslüman olarak bunlara verebilecek bir cevabımız vardır. Ama kaçımız inandığımız dinimiz hakkında bir Hıristiyan veya ateistin sorularına cevap verebiliriz? Yani kaçımız inandığımız Allah’ın varlığını, inandığımız peygamberin hayata sunduklarını anlatabiliriz? Evet, insan inandığını iddia ettiği herhangi bir düşünceye neden inandığını açıkça ortaya koyabilmelidir. Zira günümüzde Müslüman olduğunu söyleyen birçok kişi kendi dini hakkında çok az şey bilmektedir. Öyleyse bir gencin dünyayı tanımak için ders çalışırken inandığı dinin güzelliklerini anlatan kitapları okumasından doğal ne olabilir? · Peygamberimize Allah (cc)’tan gelen ilk emir “oku” dur. Bizler okumaya ve ilme önem veren bir dine inanıyoruz. Bir genç hem maddi hem de manevi yönünü dengeli olarak geliştirmelidir. Bunun yolu da derslerden sonra insanın en önemli ihtiyacı olan manevi ihtiyaçlarına cevap verecek kitaplar okumaktır.
DERSLER BİZİ GÜZEL BİR HAYATA, ÖĞRENDİĞİMİZ DİNİMİZ DE CENNETE ULAŞTIRACAKTIR.
Hapis yerine kitap okuma cezasına çarptırılan ilk Türk neler söyledi? Hapis yerine kitap okuma cezasına çarptırılan ilk Türk Alpaslan Yiğit :
Allah düşmanıma böyle ceza vermesin...
Hakime 'Kitap delikanlıyı bozar, normal ceza ver diye yalvardım. Çok utandım. Herkes bana kıs kıs güldü'.
Alpaslan Yigit. 28 yaşında ve Yozgat ili Yeni Fakılı ilçesinde yaşıyor. 4 Nisan 2002 tarihinde ilçe meydanında "Halkın rahatını bozacak şekilde sarhoşluk" suçu işleyince gözaltına alındı ve Türk hukuk tarihinde ilk kez uygulanan bir cezanın kahramanı oldu. İlçenin Sulh Ceza Hâkimi Yılmaz Parıltı, sanık Yiğit'i önce 15 gün hafif hapis cezasına çarptırdı. Sonra 'iyi halini göz önüne alarak' tedbire çevirdi ve 1 ay süreyle her gün 1.5 saat "kitap okuma cezasina" dönüstürdü. Jandarma nezaretinde her gün 1.5 saat kitap okuyacağını öğrenen Yiğit, ilk firsatta sırra kadem bastı. 6 ay kaçak yaşadıktan sonra Kanundan ve kitap okumaktan kaçamayacağını anlayınca teslim oldu. Yiğit'i, cezasını bitirdikten sonra geçici olarak işe alındığı Yeni Fakılı Belediyesi'nde bulduk. 6 ay boyunca kaçtım Suçunuz neydi Alpaslan Bey? Cahillik edip sarhoş sarhoş bağırmışım biraz. Cezaya tepkiniz ne oldu? Hâkim beye bana da herkes gibi ceza verin dedim. Ben delikanlı adamım dedim, bu cezayı verirseniz herkes benimle alay eder dedim. Ha evde bulaşıkları yıkamışsın ha kütüphanede kitap okumuşsun diyordum kendi kendime. Ama hâkim bey kararını değiştirmedi. Ben de kafam çok karıştığı için Ankara'ya gittim. * Yani kaçtınız? Öyleymiş, sonradan öğrendim. Neden geri döndünüz sonra peki? Tam 6 ay dolaştım durdum. Sonra anladım ki bu kitapları okumadan bana rahat yok. Kütüphaneye ilk girdiğinizde neler hissettiniz? Önce çok kötü hissettim kendimi. İşkence gibiydi. Sanki bütün kasaba beni izliyor da kıs kıs gülüyor gibi geliyordu bana. Başıma da bir adam dikmişler beni takip ediyor. Hangi kitapla başladınız? Gerçekten okuyor muydunuz sayfaları?" Aslında okuyor gibi yapıp sayfaları geçistiriyordum. Ama hâkimin okuduğum yerlerden sınav yapabileceğini söylediler, sonra okumaya başladım. Çok zorlandım, Allah düşmanıma bile böyle ceza vermesin! * Keşke hapis yatsaydım da okumasaydım dediğiniz oldu mu? Başından beri öyle dedim zaten. Belediye başkanımız "Sabıkana işlenir, iş bulamazsın bir daha'' deyince bağrıma taş basarak okudum. Yoksa 15 gün nedir ki aslanlar gibi yatar çıkardım, köy kahvesine girerken de başımı dik tutardım. * Şimdi dik değil mi başınız? Dik ama o kadar dik değil. Köylülerin beni görünce kıs kıs güldüklerini biliyorum. Ama kitap okuyunca onların bilmediği çok şeyi öğrendim. Ben de onlara gülüyorum şimdi. * İşe yaradı yani? Evet. Hatta TV'de canlı bilgi yarışmasına katıldım ve kitaptan öğrendiklerim sayesinde 350 milyon kazandım. Ama hâlâ paramı göndermediler, söyleyin de göndersinler. * Cezanız bittikten sonra da okumaya devam ettiniz mi? Aslında okumanın o kadar da kötü olmadığını anladım. Demek ki bilgi para ediyormuş dedim kendi kendime. Fırsatım olursa okuyorum şimdi. * Karizma sarsılmasın! Yok artik sarsilmaz. TV'deki soruyu da bilince şimdi ben hava atıyorum herkese. Bilgi gibisi yok valla! Son söz Okumanın faydaları hakkında az da olsa bilgi edindik şimdi biraz daha özel örneklere bakalım;
JAPONYA 2. Dünya savaşında ABD tarafından atılan atom bombasının etkisiyle çekildi. 1945 yılı sonlarında her şeyiyle harap olmuş bir Japonya vardı. 1945’lerde Türkiye, Cumhuriyetinin 22. yılını yaşıyordu, daha iyi olma yolunda Japonya ile kıyaslanamayacak derecede iyi durumdaydı. Günümüzde ise tam tersi Japonya ABD ekonomisini çökertecek bir teknoloji ile dünyanın süper gücü olurken Türkiye teknoloji yarışında çok gerilerde bir ülke. Nedenleri çok. İşte bir örnek; Japonya’da bir gazete 11 milyon satarken Türkiye’de çıkarılan tüm gazetelerin tirajı 3 milyona bile ulaşmıyor. Maalesef okumuyoruz. Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı devleti dünyanın en zengin ve güçlü devleti idi. Oysa günümüzde batılılardan borç para dilenir durumdayız. Neden mi? Çünkü 8 yıllık kısacık saltanatına kıtalar fethini sığdıran koca sultan Yavuz Selim, develere yüklettiği kütüphanesini bir an olsun yanından ayırmamakta, şehzadelik döneminde 3 saate indirdiği uykusuyla günde 8 saatini kitap okumaya ayırmıştı. Türkiye’de ise 5139 genç üzerinde yapılan araştırmaya göre gençlerin yüzde 69 u adını hatırlamayacakları kadar uzun zamandır kitap okumadıklarını söylemişlerdir. Durum ortada. · Komünist Rusya’nın kurucusu Lenin Sibirya sürgününde Marks’ın kitabını Sibirya’nın dondurucu soğuğunda 1000 kez okurken muhteşem bir medeniyetin varisçileri olan bizler neyi kaç defa okuyor ve okuduklarımızı ne ölçüde hayata geçirebiliyoruz.
Fert, fert bunların muhasebesini yapmanın zamanı artık gelmedi mi?
OKUMA SEVGİSİNİ OKULLARDA ARTTIRMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ (Alıntı Yazıdır)
Neden Daha Çok Okumak Kitap okumanın nedenleri ve sağlayacağı faydaları anlatmak ciltler dolusu eser vermeye niyet etmek gibidir. Ancak hayatının bugün için değil yarınlara hazırlayan ve gelecekte büyük işler başarmaya azmetmiş istikbalin seçkin insanlarına konu hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmaya çalışalım;
James Hawel: “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır.” Diyor haksız da değil. Unutulmamalıdır ki kişi hangi mesleği seçerse seçsin çalıştığı kurumda bir numara olmalıdır. Balzac: “Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmalısınız.” Der. Kişinin hayatında bir numara olması demek birçok konuda genel bilgilere sahip olması demektir. İşte bir numara olmanın ilk şartı: Okumak, okumak, okumak… · Başarılı olabilmenin en önemli şartlarından biri de geçmişteki insanların tecrübelerinden yararlanarak onların düştüğü hataları tekrarlamamak ve başlanan işe onların tecrübeleri ile başlamaktır… Diyelim ki bilgisayar mühendisi olacaksınız, bu işle 20 sene uğraşmış birisinin yazdığı kitabı güzelce okusanız o işe 20 yıllık tecrübe ile başlamış olursunuz. Unutulmamalıdır ki okuduğumuz her kitabın sayfaları yıllar süren tecrübenin ürünüdür. Bunun manası şudur:
“HER KİTAP BİR ÖMÜRDÜR.”
Hangi meslek dalında olursa olsun insanlarla ilişki içerisinde olacağımız ve insanların isteklerine cevap vereceğimiz malumdur. Mesleğinde başarılı kişi insanların bütününe hitap edebilecek projeler hazırlayabilendir. Örneğin bir araba tasarımcısının başarısı, ürettiği modelin birçok insan tarafından beğenilmesi ile ölçülür. Toplumun birçoğunun beklentisine cevap verebilmek için toplumu iyi tanımak gerekir. İnsanları tanımanın en kısa ve güvenilir yolu” KİTAP OKUMAKTIR. “
Eskiler “sanat altın bileziktir” demişler. İnsanın iyi bildiği bir sanatı(kuaförlük, ayakkabıcılık vs.) varsa hangi halde olursa olsun ihtiyaç duyduğunda ona fayda sağlar. İnsan çok zengin olup iflas edebilir. Büyük bir makamda olup makamını kaybedebilir. Ama okuma sayesinde elde edilen bilginin ve onun getirmiş olduğu itibar mezara kadar devam eder. İnsanlar arasında sizi hiç terk etmeyecek asil bir konumunuz olmasını istiyorsanız çok okumalısınız. · Günlük hayta çok defa duymuşsunuzdur; “mal, makam önemli değil önemli olan insanlık” diye. Aslında burada kastedilen olgunluk, zarafet, kibarlık ve nezakettir. Beğenilen insanları diğer insanlardan ayırt eden bu özelliktir. İnsanın bu davranışları doğru ve kapsamlı öğrenebileceği en önemli kaynak kitaptır. Herkes tarafından takdir edilmek isterseniz kitap okumalısınız. · Kitap okumanın en önemli faydalarından biri de insana kendini tanıma fırsatı vermesidir. Okuyan insan hangi dalda başarılı olacağını çok çabuk kavrar. Unutmamalıyız ki aydınlanmamızı sağlayan Edison, Nobel ödüllü büyük fizikçi Einstein üniversiteden mezun değildi. Ama okudukları kitaplar sayesinde hangi dalda kabiliyetli olduklarını keşfettiler ve başarılı oldular. Evet, görüldüğü gibi hayatta başarılı olmanın tek şartı var o da kitaplarla dost olmak. · Bilgiye ulaşmanın çeşitli yolları vardır. Mesela konferanslar dinlenebilir, belgeseller seyredilebilir. Fakat bu faaliyetlerde insanın durup düşünmeye, ihtiyacı olduğunda bu bilgiye tekrar ulaşmaya imkânı yoktur. Zira insan kitap okurken düşünmek için zamanı vardır. Tekrar tekrar aynı bilgiye ulaşabilir Çiçero: “Kitapsız bir ev ruhsuz bir cesede benzer” derken ne kadar haklı.
* DÜNYADAKİ KÖTÜLÜKLERİN TEMEL SEBEBİ CEHALETTİR. İNSANIN BAŞ DÜŞMANI CEHALETE KARŞI SAVAŞ AÇMALI DEVAMLI KİTAP OKUMALIYIZ.
Bir başka Açıdan Okumak İnsanın kendini ve kâinatını tanımasının belki de en temel şartı okumaktır. Evet, insan iyi bir öğrenim sonucu hayata hazırlanır ve diğer insanlara faydalı olur. Ancak insan hayata hazırlanırken mutlaka çift yönlü düşünmek zorundadır. Zira bir üniversite öğrencisinin öğrenimini tamamlayana kadar on beş yıl öğrenim gördüğünü düşünürsek insanın dünya hayatına hazırlanması oldukça uzun bir süreyi kaplamaktadır. Bir de dinin bize öğrettiği hayat vardır ki biz buna ahiret hayatı diyoruz ve bu hayattaki menfi yada müspet durum tamamıyla dünya hayatına bağlıdır. İyi bir hayat için ilim öğrenme gayretindeki şahıs acaba ahiret âleminde kendine çok faydası dokunacak ilimleri öğrenmede ne kadar iştiyaklıdır. Bir mü’minin bu konuda mutlaka kendini hesaba çekmesi gerekmektedir. Madem insan orada hesap verecektir öyle ise “Dünya hayatı için ilimde gösterdiğin iştiyakı ahiretini öğrenmede neden göstermedin? ” hitabına maruz kalmamak için mü’min dinini mutlaka iyi öğrenmelidir ki bunun da en kolay yolu okumaktır. Evet, ölüm haktır ve herkes için çok yakındır Ahiret hayatına da dünya hayatı gibi ilmen ve fiilen hazırlıklı olunmalıdır ki sonuç hüsran olmasın. Kitap Okuma ve Biz 1934 yılında Paul Valery şöyle yazıyordu:” Güzel bir kitap her şeyden önce bir okuma aracıdır. Ancak, aynı zamanda bir sanat eseridir, bir şahsi karakter ifadesidir. Hür olma ile geçerlilik kazanan şahsi düşüncenin, bütün alametlerini taşır.” 1933 Nazi Almanya’sında, muhteşem kitap yakma törenleri yapıldı. Ancak anlaşıldı ki: “Kitapların yakıldığı yerde bir müddet sonra insanlar da yakılır.” Meşhur Çiçero, bütün hayatı da şu bir tek cümle ile özetleyiverdi: “Bir bahçen ve bir kitabın varsa hiçbir eksiğin yoktur demektir.” Çiçero’nun sözüyle alakalı bir Afrika atasözü vardır:” Kitap, cepte taşınan bir çiçek bahçesidir. Kitap ömrü uzatmanın en iyi ilacıdır. Kim ki kitapsever ve okur, onun yaşayışı dolu, zengin ve uzun olur. Zira insanın baş düşmanı boşluk ve tembelliktir ki: bu da stresleri doğurur. Streslerse insanın ölüm alarmlarıdır. Bundan kurtulmanın yolu kitap okumaktır. Okumayı okul ve meslek kitabı ölçüsünde sınırlayan, beyi kapılarını bunun dışındakilere kapayan insan, kabuk bağlar, çevresi ile ilişkisi de bu kabuğun delikleri ile sınırlıdır. Kendini yenilemenin sırrı ise kitaplar arasında dolaşıp onların arkadaşlığını sağlamakla mümkündür. Faydalı kitap okuyan bir insanın ufku genişleyeceğinden, bağnazlıktan uzak ve müsamahalı olacağında şüphesizdir. Bir kitapsevere, kitaplığının önünde durarak:”Bunların hepsini okudun mu?” demek, ham ruhluluktur. Her kaynak kitap okunmaz. Yeri ve zamanı geldikçe onlara bakılır ve istifade edilir. Çünkü kitaplar bir hayat boyu bitirilmeyecek kadar çoktur. Bu bakımdan en faydalılarının içinden en lüzumlu olanların seçilip okunması gerekmektedir. Kitap derken faydalıyı kastettiğimiz muhakkaktır. Zira “Faydasız ilimden sana sığınırım ALLAH’ım” diyen Nebiler Nebisini dinlememek mümkün değil. Okuma seviyesini renkli resimlerle süslü gazetelere, ondan ne olduğu belli olmayan bir kısım dergi ve afişlere kadar düşürmüş olan insan için her şey bitmiş demektir. Okuyup anlama zahmetinde bulunmadan bazı kitap ve dergileri de anlaşılmıyor, diye bir tarafa atan ve itenlere bir çift sözümüz var!..”Ucuz etin yahnisi yavan olur”. Emek vermeden, ne demek istediğini tekrar tekrar okuyup düşünmeden bir kalemde okuyup rafa kaldırdığınız şeylerin size ne faydası oldu. Ecdadımızın birikmiş kültür yığını, haşmetli mabetleri gibi durmuş bize bakıyorlar. Biz de en harika sanatlar karşısında bile “Uyurgezer, vurdumduymaz” halimizle bakıp geçtiğimiz gibi sadece bakıp geçiyoruz. Başkaları bizim mirasımızla yükselirken bizim hala yerimizde saymamız da cehaletimizden başka neye verilebilir? Kitap okumanın ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak ve anlatmak ancak okuyan insanların anlayabileceği bir şeydir. Nitekim James Howell “Dünyayı yöneten kalem, mürekkep ve kâğıttır” diyor, haksız da değil. Başarılı İnsanlar Okuyanlar Arasından Çıkar Ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır. Montaigne Eğitim alanından sanayiye, politikadan sanata ve basın dünyasından spor camiasına kadar hemen her alanda başarısını kanıtlamış insanların genellikle kitap okumaya çok önem veren insanlar olduğunu görüyoruz. Bu insanların en belirgin ortak özelliği, öğrenmeye karşı sınırsız bir istek geliştirmiş olmalarıdır. Aşağıda çok çeşitli alanlarda başarılı olmuş insanların kitap okuma karşısındaki durumlarını okuyacaksınız. Taha Akyol okumanın önemine şu sözlerle dikkat çeker; “sadece meslek gereği okumak zorunda değilim ben; aynı zamanda okuma denilen eyleme de vurgunum. Başkalarının zihin dünyasın dolaşma, daha büyük hayatların içine girebilme imkânı sağladığı için de okuyorum. Başka türlü asla öğrenemeyeceğim birçok şeyi bilmemi sağlıyor okumalarım; daha sağlıklı düşünmemi ve doğru kararlar almamı da… Okumanın yazgım olduğuna inanıyorum ve ince hesaplar yapmaksızın okuyorum. Sayfası 1,5 dakikada bin sayfayı okumak için 25 saate ihtiyacı olanlara inat keyifli bir günde, üç tane hacimli kitabı bir kenara koyup notlarımı da bilgisayarıma işleyebiliyorum.” “Lise mezunu, 21 yaşında, on beş kilo fazlası olan, insan ilişkilerinde bocalayan, hayattan beklentisi az, 37 metrekarelik bekâr evinde mutfağı olmadığı için bulaşıklarını banyo küvetinde yıkayan ve oldukça mutsuz bir insan, birden ilgi odağı haline gelmişti. Aynı zamanda bu insan saygı duyulan, insan ilişkilerinde mükemmel ve dünya çapında başarı gösteren önemli bir kişi oluvermişti.” Bu kısa hayat hikâyesi “Sınırsız Güç” isimli kitabın yazarı olan Anthony Robbins’e ait. Lise mezunu olduğu halde Anthony Robbins bugün Amerika’nın en iyi kişisel gelişim uzmanlarından biridir. Dünya çapında düzenlediği seminerlerine devlet başkanları, en büyük şirketlerin müdür ve genel müdürleri katılmaktadır. Peki, 7–8 yıl gibi kısa bir sürede Anthony Robbins bu kadar büyük bir başarıyı nasıl yakalıyor. Başarının sırrı nedir? Kendisi bir kitabında başarısının sırrını şöyle anlatıyor:”Önce bir hızlı okuma kursuna gittim, hemen ardından birkaç yıl içinde kişisel gelişim ile ilgili 700 kitap okudum. Birçok seminere katıldım. Daha sonra Amerika’nın birçok yerinde yüzlerce seminer verdim.” Okuyanlar liderdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün uşağı olan Cemal Granda bir hatırasını şöyle anlatıyor:”Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki çevresini görecek hali yoktu. Ülke ile ilgili bir sürü sorunlar dururken Devlet Başkanı’nın kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olacak ki Atatürk’e şöyle dediğini duydum: -Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma. 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın? Atatürk Vasıf Çınar’ın bu samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi: “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.” Bir kitap dünyadan daha önemlidir. Çünkü maddeye düşünceyi katar. Viktor Hugo Pitt Yirmi yaşında iken Adam Smith’in yazdığı ”Milletlerin Serveti” isimli kitabı okumuş. Bu kitap onun ufkunu açmış ve bir iş kurmuş. Günün birinde de İngiltere’nin başbakanlığına kadar yükselmiş ve İngiltere tarihinin en başarılı başkanlarından biri olmuş. Pitt bütün siyasetini bu kitaba göre hazırlamış. Thomas Edison öğretmeni tarafından anlaşılmadığı için okul hayatı çok çabuk bitmiş. Ulaştığı başarılarda en büyük payın annesine ait olduğunu söylüyor. Annesi sürekli olarak onu faydalı kitaplar okumaya yönlendiriyordu. Edison bir şey icat etmek istediği zaman, o konu ile ilgili ne kadar kitap varsa okuyor ve kitapların, bıraktığı yerden işe başlıyordu. Herkes Barış Manço’yu yılda 500.000 km yol kateden bir seyyah olarak bilir. Ama o seyahatlerine verdiği önemi kitaplara da verirdi. Öyle ki kütüphanesi sayısız kitapla doluydu. Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran merhum Turgut Özal ve ülkemizin en hızlı okurlarından biri olan Adnan Kahveci’nin bulundukları konuma yükselmelerinde, kitap okumaya verdikleri büyük önemin etkili olduğunu kamuoyu bilmektedir. Dünya çapında ünlü bir yazar olan Maksim Gorki bir fırında çırak olarak çalıştığı yıllarda Tolstoy’un bir eserini okurken adeta kendinden geçmişti. Bir ara havaya kaldırdığı kitaba uzun uzun baktı ve şunları söyledi:”Kağıdın içinde sihirli bir şey mi var acaba?” Eserleri Avrupa’da asırlarca okutulan Endülüslü büyük filozof İbn-i Rüşd devamlı kitap okurdu. Kitap okumadan geçen yalnız iki gecesi vardı: Biri evlendiği, diğeri de babasının vefat ettiği gece. İbn-i Sina 10 yaşına bastığında birçok ilim dalında pek çok şeyi öğrenmişti. Kendisi bir kitabında şöyle der: “Geceleri hep okumak ve yazmakla meşgul oldum. Uyku bastıracak olsa bir bardak bir şey içip açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum.” Fatih Sultan Mehmet’in çocukluktan başlayan büyük bir okuma tutkusu vardı. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra Latince, Yunanca, Slavca ve İbranice’yi de öğrenen Fatih Sultan Mehmet, bazen sabaha kadar okur, okuduklarını not alır, onlardan yararlanarak planlar yapardı. Fetih olayındaki en büyük pay da bu “okuma sevdası” dır. Yavuz Sultan Selim, bazı geceler sabahlara kadar kitap okurdu. Gündüzleri ise 7-8 saatini okumaya ayırırdı. Mısır Seferi’ne giderken beraberinde üç katır yükü kitap götürmüştü. Yavuz Sultan Selim için şu söylenirdi:”O’nun elinden kitap hiç eksilmezdi. Daima okurdu. Uykuya ve yemeğe rağbet etmezdi. Günde bir defa yemek yerdi.” Dr. Burney, müzik dersi vermek için bir öğrencisinin evinden ötekinin evine gittiği zamanlarda Fransızca ve İtalyanca’yı at üzerinde öğrenmiştir. Kitapla dost olmayan, okuma ve öğrenmeyle arası bozuk kişiler, kalıcı başarıyı yakalayamazlar. Bilimin ve medeniyetin gelişip ilerlemesine katkıda bulunmuş, ortaya koyduğu eserlerle adını günümüze kadar taşımayı başarmış ünlü insanların hayatları incelendiğinde şu gerçek dikkatleri çeker: Hemen hemen hepsi çocuk denecek yaşta eğitime başlamış ve hayatları boyunca sürekli olarak okumaya ve öğrenmeye karşı sınırsız bir arzu duymuşlardır. Fransa başbakanlarından Daguesseau yemek vaktini beklediği sıralarda boş durmak yerine sürekli yazmış ve kocaman bir kitap meydana getirmiştir. “Kesin İnançlılar” kitabının yazarı Eric Hoffer okuma alışkanlığı sayesinde hamallıktan üniversite hocalığına kadar yükselmiştir. Her türlü başarısızlık karşısındaki inanılmaz olumlu tutumu ile bilinen Abraham Lincoln çocukluğunda bir çiftçinin yanında yardımcı olarak çalışıyordu. Çift sürdüğü hayvanları dinlendirdiğinde kitap okuyarak bazı okulları dışarıdan bitirmişti. Sonraki dönemde bir bakkalda çıraklık yapmaya başladığında müşteri olmadığı zamanlarda kitap okuyup ders çalışarak liseyi bitirmiş, daha sonra da hukuk fakültesinden mezun olup baro imtihanlarına girerek avukat olmuş ve cumhurbaşkanlığına kadar yükselmiştir. Kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır. SHAKESPEARE “KİTAP HER ZAMAN VAR OLACAK”. İnternet ortamında bilgi akışı ne kadar ileri seviyelere ulaşsa da kitaba duyulan ihtiyaç ortadan kalkmayacaktır. “Riding The Bullet” adlı son kitabı internet üzerinden yayınlanan Stephen King, siber dünyadaki kısa macerasını şöyle anlatıyor.
İnternet bana iki şey öğretti: Birincisi, okurlar hikâyeyi sevdiler. İkincisi, ekranda okumak çoğunun hoşuna gitmedi. Kitapların bir ağırlığı vardır. Bir kitabı elinize almak hoş bir duygu verir. Kokladığınızda tarihin kokusunu hissedersiniz hem kitabın pile ihtiyacı yoktur ve çökmez. Yani kitaplar hep var olacak. Kitap okumanın Yararları Yeni bir şey öğrenmeden geçirdiğim bir günde, benim için güneşin doğmasında bir hayır yoktur.
MEVLANA · Düşünceyi besleyen, geliştiren ve çabuklaştıran ana kaynaklardan biridir. Bilgi dağarcığımızı ve kelime hazinemizi zenginleştirir. · Anlama gücümüzü ve konuşma yeteneğimizi kuvvetlendirir. · Genel kültürümüzü artırır. Etkin ve etkili bir insan olma yollarını açar. · Meslek hayatımızdaki başarı düzeyimizi yükseltir. · Dünyaya bakış açımızı değiştirir. · Sosyal ilişkilerimizin kalitesini artırır. · Okul hayatındaki başarıları pekiştirir. · Hayal gücümüzü geliştirir. · Okumak haz duymaya, zihnimizi süslemeye, karar verme yeteneklerimizi geliştirmeye yarar. İnsanı olgunlaştırır, erdemli kılar. Bir şey meydana getirirken, bir resim çizerken veya bir kütüphane yaparken, bir teori üzerinde çalışırken, şiir okurken, güzel bir kitabın sayfalarını çevirirken yaşadığımı hissederim. Stuart CHAZE Kitap okumanın Derslerimize Faydası var mıdır? · İnsan kelimelerle düşünür, ne kadar kelime bilirse düşünce ufku o kadar genişler. Zekâ seviyesi o nispette artar. İnsanın zekasını ölçen en keskin kriter kelime haznesidir. Zekâ aynen kaslara benzer ne kadar çok çalıştırılır ise o nispette gelişir. Beyne egzersiz yaptırmanın yolu problem çözme ve kelime ezberlemedir. Zekâsı gelişen insan dersleri daha çabuk kavrayacağına göre kitap okumalıyız. · İmtihanların en önemli derslerinden biri Türkçe’dir. Fen lisesi sınavında 25, ÖSS’de 44 soru paragrafları tahlil ve dili kullanma gücü olarak özetleyebileceğimiz Türkçe’den gelmektedir. Paragraf ve kelimeleri tahlil edebilmenin tek şartı kitap okumaktır. · Kitap okumanın diğer derslere de faydası vardır. Özellikle kapsamlı düşünme kabiliyeti isteyen fizik ve matematik konuları, iş, güç, enerji gibi fizik konuları alternatif düşünme kabiliyeti yüksek olan insanların daha başarılı olacağı derslerdir. Evet, kitap okumanın sayısal dersleri de olumlu etkilediği asla unutulmamalıdır. · Günümüzdeki sınavların özelliği zamanı iyi kullanma, yani hızlı soru çözmektir. Çok kitap okuyan öğrenci hızlı okuyup anlayarak dakikaların altın değerinde olduğu sınavlarda diğer öğrencilerden daha başarılı olacaktır. Öyleyse imtihanı kazanmak istiyorsanız kitap okumayı asla ihmal etmemelisiniz. Kitap nasıl okunur? Her gün bir kitap okuma hedefi koyan insanlar vardır. Bu hedefi nadiren tuttururlar. Bununla birlikte, hedefi günde asgari bir kitap okumak olmadığı halde günde birkaç kitap okuyabilenler vardır. Hızlı okuma kursuna gidip kitapların hızlı okumaya elverişli sütun yapısına sahip olmadığı için hızlı okuyamadığını iddia edenler de olur. Bazıları da kafayı hızlı okumaya takar; kitabın başına oturunca hızlı okumaya çalışıp gözleri yorulup uykuya dalarlar. Şimdi öncelikle bazı varsayımları sorgulayalım. Kitap okumak önemli midir? Önemli olan kitap okumak değil, bir şey öğrenmektir. Öğrenmek ile kitap okumak arasında fark vardır. Bir sürü kitap okuyabilirsiniz; ama hiçbir şey öğrenmeyebilirsiniz. Hızlı okumanın püf noktalarından bir tanesi, meraktır. Eğer gerçekten sizin için önemli bir sorunun cevabını merak ediyorsanız, o merak tatmin olmadan gözünüze uyku girmeyecekse bir günde bir kitap değil, on kitap bile okuyabilirsiniz. Bir soruya cevap aramak, insana amaç verir. Rasgele bir günde, bir kitap alıp okumaya kalkıştığınızda acele etmek (hızlı okumak) için nedeniniz yoktur. Hızlı okuma kursundan mezun oldukları halde, hızlı okuyamayanların başarısızlığının altında, kitap okurken kendilerini hızlı okumak zorunda hissetmeleri vardır. Birincisi bu durum, olumsuz bir gerilim yaratır. İkincisi “ben şimdi hızlı okuyayım; şu anda hızlı okuyorum, gözlerim bir sağa bir sola koşuyor” diye düşünürken insan, içinde bulunduğu okuma eylemine yabancılaşır. Böylece hızlı okuma eylemi başarısızlıkla sonuçlanır. Hâlbuki kafasında gerçekten soru olan bir insan, sorunun cevabını bulmaya odaklı olduğu için okuma sırasında kendiliğinden bir hız kazanır. Ayrıca kafada bir soru olması, metni anlamlandırmada da çok işe yarar. Metin birdenbire benim sorumun cevabı olan bölümler ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır. Elbette en iyisi, hızlı okuma becerisiyle birlikte kafada bir soruya / sorulara sahip olmaktır. Kitap okurken, değişik insanlar; değişik teknikler uygular. Bazısı satırların altını çizer; bazıları fosforlu kalemle satırları çizer; bazıları paragrafların yanına yıldız koyar. Kitabın özetini çıkaranlara da rastlanır. Bazıları önemli bulduğu yerlerin arasına kitabın kapalıyken dışından da fark edilebilecek birer kâğıt koyar. Açıkçası bu yöntemleri pek verimli bulmuyorum. ‘Melih Arat Okuma Yöntemi’ diyebileceğim bir yöntemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hangi kitap olursa olsun, kitap okumaya başlamadan önce boş bir A4 kâğıt alınır. Bu kâğıt uzun kısmından ortasından ikiye kırılır ve A5 formunda iki sayfa elde edilir. Kırılmış olan kâğıdın birinci sayfasının en üstüne kitabın ismi, yazarı, yayıncısı ve yayım yılı belirtilir. Daha sonra birinci bölümün başlığı yazılır. Bölüm başlığını yazmadan önce satırın başına bölümün başladığı sayfa numarası koyulur. Daha sonra bölüm içinde dikkat çeken ya da önemli bulunan cümle ve paragraflar varsa, önce sayfa numarası sonra o cümlenin kendisi uzunsa, o paragrafı hatırlatacak kelimeler yazılır. Bu, kitabın tamamı için yapılır. Böylece kitabın tüm kritik noktaları çok özet ve bir bakışta görülecek şekilde bir kâğıda aktarılmış olur. Sonradan kitaptan söz etmek gerektiğinde son derece hızlı bir şekilde, o kâğıda ya da belirtilen ilgili sayfalara bakarak konuyu hatırlamak mümkündür. Söz konusu kitabın not kâğıtları kitabın içinde tutulabilir; arzu edilirse bilgisayara da kaydedilebilir. Bu çalışma yöntemi sayesinde bir kitabı 10 yıl önce de okumuş olsanız, ne önemliydi ve neredeydi sorularının cevabı saniyeler içinde verilebilir. Eğer bilgisayara kaydedecek olursanız, dosyanın içinde “ara” komutuyla bir konuyu yüzlerce kitap notu içinde arayabilirsiniz. Acaba Hangi Kitapları Okumalıyız? Öncelikle unutmamalıyız ki hayvanların dahi yiyeceği otları seçtiği bir hayatta akıl sahibi insanda mutlaka okuyacağı kitapları seçmelidir. Bu seçimde güvendiği, sevdiği büyüklerinin tavsiyelerinin yanında milli manevi değerlerimize uygun bize iyilik, güzellik ve yardımlaşma duygusunu verecek kitaplar başta olmak üzere dikkatle seçtiğimiz her kitabı okuyabiliriz. · Peygamberimiz “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” hadisi ile ölçüyü koymuştur. Tarih boyunca bütün medeniyetlerin çöküşü gençlerin kafasının faydasız ilimle doldurulması sonucu gerçekleşmiştir. Hem aklı hem de kalbi tatmin edici eserlerin okunması asla ihmal edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki insanda bedenin yanında ruh da vardır. · Günümüzde maalesef kitap okuma alışkanlığı yaygın değil. Etrafımıza baktığımızda kaç ailede gerçekten kitap okumayı seven ve çocuğuna kitap okutan ebeveynler bulabiliriz. Dolayısıyla aslında insan için ekmek, su kadar önemli bir unsur göz ardı edilmektedir. Gerçi aileler çocuklarının okulda kitap okuduğunu düşünüp sorumluluktan kurtulduklarını zannederler. Belki okuldaki dersler ile çevreyi ve toplumu yüzeysel olarak tanırız. Peki ya kendimiz hiç düşündük mü? Nereden geldik? Nereye gideceğiz? Her geçen gün bizi yaşlılığa, yaşlılıkta ölüme yaklaştırdığına göre her insan aslında ölümünü bekleyen bir idam mahkumu mudur? Tabii ki bir Müslüman olarak bunlara verebilecek bir cevabımız vardır. Ama kaçımız inandığımız dinimiz hakkında bir Hıristiyan veya ateistin sorularına cevap verebiliriz? Yani kaçımız inandığımız Allah’ın varlığını, inandığımız peygamberin hayata sunduklarını anlatabiliriz? Evet, insan inandığını iddia ettiği herhangi bir düşünceye neden inandığını açıkça ortaya koyabilmelidir. Zira günümüzde Müslüman olduğunu söyleyen birçok kişi kendi dini hakkında çok az şey bilmektedir. Öyleyse bir gencin dünyayı tanımak için ders çalışırken inandığı dinin güzelliklerini anlatan kitapları okumasından doğal ne olabilir? · Peygamberimize Allah (cc)’tan gelen ilk emir “oku” dur. Bizler okumaya ve ilme önem veren bir dine inanıyoruz. Bir genç hem maddi hem de manevi yönünü dengeli olarak geliştirmelidir. Bunun yolu da derslerden sonra insanın en önemli ihtiyacı olan manevi ihtiyaçlarına cevap verecek kitaplar okumaktır.
DERSLER BİZİ GÜZEL BİR HAYATA, ÖĞRENDİĞİMİZ DİNİMİZ DE CENNETE ULAŞTIRACAKTIR.
Hapis yerine kitap okuma cezasına çarptırılan ilk Türk neler söyledi? Hapis yerine kitap okuma cezasına çarptırılan ilk Türk Alpaslan Yiğit :
Allah düşmanıma böyle ceza vermesin...
Hakime 'Kitap delikanlıyı bozar, normal ceza ver diye yalvardım. Çok utandım. Herkes bana kıs kıs güldü'.
Alpaslan Yigit. 28 yaşında ve Yozgat ili Yeni Fakılı ilçesinde yaşıyor. 4 Nisan 2002 tarihinde ilçe meydanında "Halkın rahatını bozacak şekilde sarhoşluk" suçu işleyince gözaltına alındı ve Türk hukuk tarihinde ilk kez uygulanan bir cezanın kahramanı oldu. İlçenin Sulh Ceza Hâkimi Yılmaz Parıltı, sanık Yiğit'i önce 15 gün hafif hapis cezasına çarptırdı. Sonra 'iyi halini göz önüne alarak' tedbire çevirdi ve 1 ay süreyle her gün 1.5 saat "kitap okuma cezasina" dönüstürdü. Jandarma nezaretinde her gün 1.5 saat kitap okuyacağını öğrenen Yiğit, ilk firsatta sırra kadem bastı. 6 ay kaçak yaşadıktan sonra Kanundan ve kitap okumaktan kaçamayacağını anlayınca teslim oldu. Yiğit'i, cezasını bitirdikten sonra geçici olarak işe alındığı Yeni Fakılı Belediyesi'nde bulduk. 6 ay boyunca kaçtım Suçunuz neydi Alpaslan Bey? Cahillik edip sarhoş sarhoş bağırmışım biraz. Cezaya tepkiniz ne oldu? Hâkim beye bana da herkes gibi ceza verin dedim. Ben delikanlı adamım dedim, bu cezayı verirseniz herkes benimle alay eder dedim. Ha evde bulaşıkları yıkamışsın ha kütüphanede kitap okumuşsun diyordum kendi kendime. Ama hâkim bey kararını değiştirmedi. Ben de kafam çok karıştığı için Ankara'ya gittim. * Yani kaçtınız? Öyleymiş, sonradan öğrendim. Neden geri döndünüz sonra peki? Tam 6 ay dolaştım durdum. Sonra anladım ki bu kitapları okumadan bana rahat yok. Kütüphaneye ilk girdiğinizde neler hissettiniz? Önce çok kötü hissettim kendimi. İşkence gibiydi. Sanki bütün kasaba beni izliyor da kıs kıs gülüyor gibi geliyordu bana. Başıma da bir adam dikmişler beni takip ediyor. Hangi kitapla başladınız? Gerçekten okuyor muydunuz sayfaları?" Aslında okuyor gibi yapıp sayfaları geçistiriyordum. Ama hâkimin okuduğum yerlerden sınav yapabileceğini söylediler, sonra okumaya başladım. Çok zorlandım, Allah düşmanıma bile böyle ceza vermesin! * Keşke hapis yatsaydım da okumasaydım dediğiniz oldu mu? Başından beri öyle dedim zaten. Belediye başkanımız "Sabıkana işlenir, iş bulamazsın bir daha'' deyince bağrıma taş basarak okudum. Yoksa 15 gün nedir ki aslanlar gibi yatar çıkardım, köy kahvesine girerken de başımı dik tutardım. * Şimdi dik değil mi başınız? Dik ama o kadar dik değil. Köylülerin beni görünce kıs kıs güldüklerini biliyorum. Ama kitap okuyunca onların bilmediği çok şeyi öğrendim. Ben de onlara gülüyorum şimdi. * İşe yaradı yani? Evet. Hatta TV'de canlı bilgi yarışmasına katıldım ve kitaptan öğrendiklerim sayesinde 350 milyon kazandım. Ama hâlâ paramı göndermediler, söyleyin de göndersinler. * Cezanız bittikten sonra da okumaya devam ettiniz mi? Aslında okumanın o kadar da kötü olmadığını anladım. Demek ki bilgi para ediyormuş dedim kendi kendime. Fırsatım olursa okuyorum şimdi. * Karizma sarsılmasın! Yok artik sarsilmaz. TV'deki soruyu da bilince şimdi ben hava atıyorum herkese. Bilgi gibisi yok valla! Son söz Okumanın faydaları hakkında az da olsa bilgi edindik şimdi biraz daha özel örneklere bakalım;
JAPONYA 2. Dünya savaşında ABD tarafından atılan atom bombasının etkisiyle çekildi. 1945 yılı sonlarında her şeyiyle harap olmuş bir Japonya vardı. 1945’lerde Türkiye, Cumhuriyetinin 22. yılını yaşıyordu, daha iyi olma yolunda Japonya ile kıyaslanamayacak derecede iyi durumdaydı. Günümüzde ise tam tersi Japonya ABD ekonomisini çökertecek bir teknoloji ile dünyanın süper gücü olurken Türkiye teknoloji yarışında çok gerilerde bir ülke. Nedenleri çok. İşte bir örnek; Japonya’da bir gazete 11 milyon satarken Türkiye’de çıkarılan tüm gazetelerin tirajı 3 milyona bile ulaşmıyor. Maalesef okumuyoruz. Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı devleti dünyanın en zengin ve güçlü devleti idi. Oysa günümüzde batılılardan borç para dilenir durumdayız. Neden mi? Çünkü 8 yıllık kısacık saltanatına kıtalar fethini sığdıran koca sultan Yavuz Selim, develere yüklettiği kütüphanesini bir an olsun yanından ayırmamakta, şehzadelik döneminde 3 saate indirdiği uykusuyla günde 8 saatini kitap okumaya ayırmıştı. Türkiye’de ise 5139 genç üzerinde yapılan araştırmaya göre gençlerin yüzde 69 u adını hatırlamayacakları kadar uzun zamandır kitap okumadıklarını söylemişlerdir. Durum ortada. · Komünist Rusya’nın kurucusu Lenin Sibirya sürgününde Marks’ın kitabını Sibirya’nın dondurucu soğuğunda 1000 kez okurken muhteşem bir medeniyetin varisçileri olan bizler neyi kaç defa okuyor ve okuduklarımızı ne ölçüde hayata geçirebiliyoruz.
Fert, fert bunların muhasebesini yapmanın zamanı artık gelmedi mi?