PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : şeytanın tozu...


alevoksuz
24-10-08, 04:27 PM
Kaldırımda yürürken önümde yol alan, tanımadığım iki kişinin sohbetine istemeden kulak misafiri olmuştum…
Birbirlerine uyuşturucuyu nasıl sattıklarını, çeşitlerini, ne kadar paralar kazandıklarını, nasıl içtiklerini, içtikten sonra neler hissettiklerini ve mal kaçırırken nasıl yakalanıp, hapis yattıklarını anlatıyorlardı…
Bir an için düşündüm; “böylesi kötü deneyimler bu kadar rahat bir şekilde nasıl ifade edilir, pişmanlık belirtileri olmadan nasıl anlatılır” diye…
Evet, yazık ki sevgili okurlar, konuşmalarına tanık olduğum bu iki kişi aksine; “keşke bir daha yapsak ve çok paralar kazansak” dercesine konuşuyorlardı…
Yüzlerine baktım; ‘olmayan’ bir mimik vardı…
Olmasını istedikleri, ama olmayan bir şeyin ifadesiydi, yüzlerine bir maske gibi yerleşiveren o amaçsız olmayan şey…
Doğrusu onları dinlerken, onlara ağzıma geleni söylemek istedim…
Ama o an laf etseydim biliyordum ki; karşımdakiler duyarsızlıklarının yarattığı miskinlikle ya da umursamazlıklarının, acımasızlıklarının, vicdansızlıklarının oluşturacağı agresiflik ile bana yanıt vereceklerdi…
Biraz pişmanlık görebilseydim konuşmalarında emin olun şu sözleri onlara söylerdim:

“Siz nasıl bu kadar rahat konuşabiliyorsunuz onca insanın zehirlenmesine neden oluyorsunuz! Siz nasıl insanlarsınız ki; yaptığınız kötü bir şeyin deneyimini tekrardan yaşamak istersiniz ve hiç pişman olmazsınız! Nasıl bir para hırsıdır ki içinizdeki; dünyada onca renk varken, neden siz karayı seçip etrafı da o renge boyamaya kalkışırsınız!
Hangi mantığa sığınarak ve hangi hakla!”

Evet, pişmanlıklarını göz önünde bulundurup onları normal birer insan olarak görebilirdim ve aynen bu içimden söylediklerimi hiç çekinmeden söylerdim o şahıslara…
İşte böyle sevgili okurlar; yaşadığımız bu günlerde uyuşturucu lafı artık çok rahatlıkla kullanılabiliyor bulunduğumuz ortamlarda…

Şeytanın tozuna yenik mi düşelim!

Yine gecenin bir saati ve ben yine bir sohbet konusunu bulmuş, sizlerle paylaşmak için bilgisayarımın başındayım sevgili okurlar…
Tanık olduğum konuşmalar beni gerçekten sarstı…
Söylemem gerekenleri bastırmıştım, ancak bunları yazıya döküp yansıtmam gerektiğine inandığım için, sizlerle bir platform oluşturdum ve sohbet modundayım…
Biliyorum ki; bizler sustuğumuz ve gerçekleri göz ardı ettiğimiz sürece bir adım bile atamayacağız ve yanlışları değiştiremeyeceğiz…
İşte bu nedenle; bugünkü sohbetimizin konusu dünyanın acı ve önüne geçilemeyen bir gerçeği olan “UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI”.

Bir dergide okumuştum eroin’in ilginç hikayesini…
Eroin’in ilk kez bilim adamları eliyle ve gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretildiğini biliyor muydunuz sevgili okurlar?
Laboratuvarlarda kanser ve tüberküloz hastaları için "ağrı kesici" olarak hazırlanan "eroin hidroklor"ün, dehşet verici yan etkileri fark edilince onu ilaç olarak reçetelere yazan hekimler tarafından derhal terk edildi. Ancak iş işten geçmiş ve "şeytanın tozu" hapsedildiği şişeden kaçıp halkın arasına karışmayı başarmıştı.

Ve geldiğimiz noktaya baktığımız zaman gençlerimizi esir alan bu lanet şey yakamızdan düşmüyor, aksine bizi sarmaladıkça sarmalıyor…
Gün geçtikçe de her yere nüfus etmeye çalışıyor tıpkı etrafa yayılan zehirli bir gaz gibi…
Herkesi etkisi altına alıp, zehirliyor ve sonra da öldürüyor…
Anlatıldığı kadarıyla biliyorum ki; uyuşturucu maddeler; insanın sinir sistemini etkileyerek, kullanan kişinin ruhsal-fiziksel dengesini bozuyor ve bu kişide fiziksel-ruhsal bağımlılığa yol açıyor…
Bunun yanında kişisel ve toplumsal yönden ekonomik-sosyal çöküntü de oluşturuyor aynı zamanda….
Ve işte bizler bu zehire sarılıp, hiç bırakmayacasına öylece bir yok oluşu seçiyoruz irademize yenik düşüp…

AİLELER ÇOCUKLARINA KÜÇÜK ŞEYLERLE MUTLU OLMAYI ÖĞRETMELİLER

Peki nedir bizim gençlerimizi bu bataklığa sürükleyen nedenler?..
Bizler neden irademize yenik düşüyoruz ya da irademizi sarsan etkenler neler?...
Veyahut bizler ne tür psikolojik sorunlar yaşayıp irademize yenilip, kaçış yolu olarak bu zehiri seçiyoruz?...
Az düşündüğümüz zaman bir çocuğu etkileyen etkenlerin; ailesi, yakın çevresi ve sonra da dış ortamın olduğunu söyleyebiliriz…
Bu etkenler çocuğun etrafında hep vardır, olacaktır da…
Ancak çocuğun en tehlikeli dönemlerinden biri olan ergenlik dönemi öyle sanıyorum ki bu etkenlere bağlı olarak atlatılıyor…
Bu döneme gelene kadar anne-baba kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için çocuklarını özgür, bağımsız, sorumlu, sınırlarını bilen ve kendine güvenen bireyler olarak yetiştirmeli diye düşünüyorum…
Çünkü böyle yetişen her birey kendi bilincine yenik düşmeden, amaçsız bir yanlışı seçmez ve uygulamaz…
Aileler çocuklarına küçük şeylerle mutlu olmayı öğretmeliler, bunu öğretmeliler ki; çocuklar o küçük şeylerden birinin eksikliğini yaşadıklarında yerini doldurmak için başka arayışlara girmesin…
Anne-baba çocuğuna küçük uğraşlar vererek, zamanını verimli kullanmasına yardımcı olmalı, bu küçük uğraşlar çocuk büyüdüğünde onun hobisi haline gelecektir… Ve çocuk büyürken kendini kötü hissettiği bir anda yapmaktan keyif ve mutluluk duyacağı uğraşları seçip, başka şeylere yönelmeyecektir…
İşte bu nedenle aile eğitimi çok önem arz etmekte çocuğun gelişiminde…

Eeveet, şimdi de; bizler çocuklarımızı bu bataktan kurtarmak için neler yapıyoruz bir soralım kendimize…
Son günlerde yapılan o kadar yanlış var ki; öyle sanıyorum ki en büyük yanlış birçok vatandaşın zengin olurum hevesiyle bahçelerinde uyuşturucu ekimine cüret etmesi ve bunun ticaretini yapması…
Ve tabi ki; bazı anne-babaların çocuklarına karşı ilgisizlik, duyarsızlık ve sorumsuzlukları…
Evet bir yok oluşa neden olan etkenler de bunlardan ibaret olsa gerek sevgili okurlar…

ADALET BAKANLIĞIMIZIN “DENETİMLİ SERBESTLİK “ UYGULAMASI ÇOK YERİNDE BİR UYGULAMA

Peki bizler dünyamıza hükmeden bu zehiri yok etmek ve neden olduğu yok oluşları aza indirgemek için neler yapabiliriz?
Evet bence bu durum karşısında herkesin empati kurup, duyarlı davranması gerekiyor…
Hiç şüphe yok ki; Emniyet birimleri bu vakalarla yakından ilgileniyor ve gerektiğinde müdahale ediyor, ama gözden kaçan ve müdahale edilmeyen o kadar vaka var ki; gözden ırak gerçekleştirilen…
İşte bu nedenle bizler bilincin eğitimden oluştuğunu bilerek, eğitime biraz daha önem vermeliyiz diye düşünüyorum…
Uyuşturucunun bir zehir olduğu konusunda toplumu bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve eğitmek gerektiği inancındayım…
Gerçi son olarak Adalet Bakanlığımızın bir uygulaması var ki; bence çok hoş ve eğitici bir uygulama…
Uygulamanın amacı; uyuşturucu kullanan bağımlıları tekrar topluma kazandırmak.
Bu uygulamada denetimli serbestlik şubesi uzman elemanları tarafından rehabilite etme amacıyla ev ziyaretlerinde bulunuluyor…
Bağımlıyla birebir görüşülüp, bilinçlendiriliyor böylece tedavi yöntemleri uygulanabiliyor…
Sonucunda da uyuşturucu bağımlısı insanlar bu yolla topluma tekrardan kazandırılabiliyor…
Bu uygulamaya çok sevindiğimi söylemem gerek…
Ancak bununla da bitmiyor toplumu bilinçlendirmek, eğitmek…
Daha geniş kitlelere ulaşmak için toplumun her yerine nüfus etmeye çalışmak gerekir, her bireyi aydınlatmak gerekir ve bu da düzenlenecek uyuşturucu seminerleriyle de sağlanabilir sanıyorum…

KENDİ NESLİMİZİ KENDİMİZ YOK ETTİĞİMİZİ GÖREMEYECEK KADAR KÖR OLAMAYIZ!

Evet sevgili okurlar; çözüm önerilerini sunduktan sonra şunları söylemeden geçemeyeceğim;
Kendi neslimizi kendimiz yok ettiğimizi göremeyecek kadar kör olamayız!
Neslimizin yok oluşunu izlemek bana acı veriyor ve bu herkese acı vermeli…
Lanet olası bir zehir yüzünden toplumun iradesine yenik düşen bireylerin üremesini engelleyelim…
Bir yok oluş insanları memnun etmemeli, aksine üzmeli…
Ben her şeye karşı duyarsız, amaçsızlığı seçmiş ve yaşamdan kendini soyutlamış insan topluluğu görmek istemiyorum….
Tanrı bizleri kendimizi deneyimlememiz için yarattı ve bu dünyaya yerleştirdi…
Bizler kendimizi deneyimleyeceğimize, her şeyi keşfetmeye çalışacağımıza beyaz bir zehirin esiri oluyor ve tüm yaşamın dışına çıkıyoruz…
Hadi uyanın uyuyan arkadaşlar!
Uyanın, uyanın ki; yaşamın güzelliklerini fark edin…
Uyanın ki; en kötü deneyimin bile alt edebileceğini görün, iradeli olun…
Emin olun bu hayat yaşanılmaya değer bir hayat…
Bu keyfi kaçırmadan bir an önce uyanın ve tadını çıkarın bu güzel serüvenin…

nazmi
25-10-08, 09:21 AM
Bu,önemli ve ders alınması gereken yazını bizlerle paylaştığın için emeğine sağlık diyorum.Zaman buldukça böyle güzel yazılarını bizlerle paylaşırsan formumuza ayrı bir zenginlik katacaksın .Aramıza hoş geldin diyor ve yeni yazılarını bekliyoruz.

Toplumsal duyarlılığını ve dayanışmasını kaybeden insanlar huzuru ve barışı’da kaybederler.madde bağımlılığı, çeteleşmeler, güvensizlik….ve zamanla yozlaşan bir toplumla karşı karşıya kalırız.Yozlaşan bir toplumda verdiğin örneği görmek ve kanıksamamak gerek Alev.Antakya küçük bir yer bazı toplumsal değerler halen korunuyor.Metropol şehirlerde bu örnekleri kat kat aşan olaylarla karşılaşıyor insan. Bir toplumda eğer insanlar günlük yaşamlarında bir yerden bir yere giderken kendini güvende hissetmeyip tedirginlik yaşıyorsa burada bir sorun var demektir.Çocuklarımızı okula gönderirken yaşadığımız tedirginlik, yarın ne olacak? Kafamıza takılan soru işaretleri; ve daha neler neler….Bunlar insanlarda geleceğe olan umudun yavaş yavaş yok oluşunun karamsarlığını gösteren önemli örneklerdir.Sosyal değerlerimizin çöküşünün işaretleridir. Bir başka ifade ile Toplumsal Değerlerimiz Toplumsal Ahlakımız ve sorumluluğumuzun aksayan, azalan yada biten yanlarının bilinip gözden geçirilmesi gerçekleridir. Eğitim yetersizliği, ekonomik koşullar,sosyal değişimler buna neden gösterilebilinir. Ancak ne olursa olsun ortada kaybolan değerlerimiz söz konusudur.

Toplumsal değerlerimize sahip çıkmak ve bireyleri bu yozlaşmadan kurtarmaya çalışmak duyarlı ve sorumlu insanların görevi olmalıdır. Mağdurdan, mazlumdan yana olabilmek, haksızın, zorbanın karşısında durabilmek ve ona karşı çıkmak, tavır koymak insanlık görevi olmalıdır

alevoksuz
25-10-08, 07:21 PM
Hepinize selamlar... Yazılarımı fırsat buldukça elbette sizlerle paylaşmak isterim ben de... Mesajınız için teşekkür ediyorum... saygılar... Sevgiler...

zeyfehüseyin
27-10-08, 10:27 AM
Çok güzel bir yazı. Ellerine sağlık.
Yazında belirttiğin gibi, maalesef bu durumda olan insanlarımız (!) var. Bunlara ne kadar insan denebilirse. Kendi neslini yok etmek için ellerinden geleni zamanında yapmışlar. Bundan dolayı ceza da almışlar. Yüzlerinde pişmanlıktan eser yok ve halen yapmaya meyilli gözüküyorlar.
Yazını, bütün anne ve babaların, çocukların ve gençlerin defalarca okumasını tavsiye ederim. Paylaşımın için de sana teşekkür ederim.

zeyfeumut
27-10-08, 09:44 PM
:pitAsla olmaması gereken bir şey. Çok güzel bir konuya değinmişsin. Çok dikkatli olmamız gerekiyor.