beyazgülüm
17-07-08, 12:56 AM
Bu kaynak Nihat Behram'ın DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN KİTABINDAN ALINTIDIR...
Bu son tutuklanışlarıydı. Bu tutuklanışlarıyla başlayan serüvenleri, ölümleriyle sonuçlandı. Tutuklanma öncesinde bunu üçü de biliyordu. Artık hareketleri bir başka boyuta varmıştı. Örgenci hareketinin üzerinde bir anlam taşıyordu. 12 Mart muhtırası ile birlikte eylemleri de yoğunluk kazandı.
Bir süre sonra Ankara’dan ayrıldılar. Şarkışla’ya doğru yola çıktılar. Elazığ yöresinde bir köprüde kendileri ile birlikte Ankara’dan ayrılan Sinan’la buluşacaklardı, Nurhak Dağları’ndaki barınaklarına gideceklerdi. Şarkışla’da bir kuşku üzerine çevrildiler. İsteseler ellerindeki otomatik silahlarla kendilerini çevirenlerden bir anda sıyrılabilirlerdi. O güne dek silahlarını öldürmek için ateşlememişlerdi… Öldürme duygusu onları her zaman tedirgin etmişti. Özellikle en yakın arkadaşları Sinan, bu konuda olabildiğine titiz davrandı…
Dört Amerikalıyı esir alıp kaçırdıklarında Sinan da, Deniz de, Yusuf da ellerindeki tutsakları öldürmek zorunda kalabileceklerini düşünmek istemiyorlardı… Sinan, böyle bir olasılık aklına düşmesin diye sürekli uzak duruyor, konuşmalara katılmıyordu. Deniz bunlar nesnel olarak ölümü hak etseler de, öznel olarak suçsuz insanlar diye düşünüyordu. Amerikaları esir aldıkları ertesi günü, içlerinden birisinin gizlice karısına yazdığı mektubu yakaladılar. Amerikalı karısına, artık görüşmeyeceğiz diye yazmıştı. Deniz mektubu okurken oldukça hüzünlenmişti. Mektubu yakalatan Amerikalı çavuşsa, çok korkmuş, Deniz’e karısının hamile olduğunu söylüyordu. Deniz üzülme görüşürsünüz diye avutmuştu onu.
İşte aynı duygu Deniz’in içini kaplamıştı. Çevrilmişlerdi ve kaçmaları gerekiyordu. Yeri ve göğü ateşleyip döndüler. Döndüklerin de ilk kurşunu Yusuf yedi. Deniz düşen Yusuf’a koştu. Yusuf, Deniz kaçsın istedi; o Yusuf’u kaçırmak istedi. Hayatları saniyelerle çevriliydi. Bakıştılar ve Deniz sıyrılıp kaçtı…
Deniz seğirtirken içinden bir yanı kopmuş gibi duruyordu Yusuf’u. Önünde araba duran bir kapıyı çaldı. Kapıyı açan kadına kocasını çağırmasını söyledi. Kadın ansızın kapıyı örtünce silahını kilide doğru çalıştırdı… Deniz’in hiç istemediği bir şey olmuş kapının öbür tarafındaki kadın yaralanmıştı. Kocası geldi. Arabaya bindiler. Deniz arabanın yönünü Yusuf’un kendisinden koparıldığı yöne çevirdi. Orda bir iki tur attı. Ve dışarı doğru Yusuf, Yusuf diye selendi. Kendi sesi ve motor gürültüsünden başka bir ses alamıyordu. Yusuf’u öldürdüler diye geçirdi içinden. Yüzündeki çizgiler gerildi. Metin ve kararlı olması gerektiğini mırıldandı kendi kendine. Metin ve kararlı olmak onun ilk gençliğinden beri en temel niteliğiydi.
Arabasını aldığı astsubay İbrahim Fırıncı’ya, Şarkışla dışına çıkmasını söyledi. Gemerek’e doğru yöneldiler, Astsubay’a karısının yaralanmasından duyduğu üzüntüyü belirtip, tedavisi için para verdi. Şu beş yüz lirayla tedavi ettirin. Korkmayın bankanın parası değil harçlığımdan veriyorum. Bu 10 lira da bana yeter demiş. Yolda iki kez barikatla karşılaştılar. Silahına sarılıp ikisinden de sıyrıldı. Öldürmek amacıyla ateşlemedi silahını. Çevredekilerin ayakları dibine ve başları üstüne yön veriyordu kurşunlara. Deniz keskin nişancıydı. Koşarken uzakta küçük bir hedefi ilk atışta vurabilirdi.
Gemerek’e yaklaştıklarında bir benzin istasyonunun çevresinde yolun kesilmiş olduğunu gördü. Belediye hoparlöründen bir ses sürekli ortalığı çınlatıyordu. Deniz’in Gemerek yönüne geldiğini duyuruyor, herkesi bu kanun kaçağının yakalanması için seferber olmaya çağırıyordu.
DENİZ BUNDAN SONRAKİ ANISINI HÜCRESİNDE NİYAZİ AĞIRNASLI’YA ŞÖYLE ANLATMIŞTI “ Uzaktan, bir benzin istasyonunun yakınında yolun kesildiğini görünce direksiyonu tarlalara doğru kır dedim. Biraz sonra arabadan indim, kaçmaya başladım. Bu sırada etraftan sesler anonslar geliyordu. Bir kalabalık 4 er 5 er kişilik guruplar halinde bana doğru sokuluyordu. Elimdeki makineliyle yere havaya doğru ateş açtım. Kalabalık kaçıştı. İçlerinden bir sivil kaçamadı. Onu yakaladım. Kimsin ne istiyorsun benden? diye sordum. Ayaklarıma kapandı. Beni çocuklarıma bağışla yiğidim diye yalvarıyordu. Omzuna ayağımla vurdum. Kalk çabuk defol yanımdan dedim. Belediye başkanıymış kalktı ve kaçmaya başladı… “
Deniz bir süre tarlalara doğru yön aldı. Seğirtti ve önüne gelen bir çukura girdi. Silahında iki mermisi kalmıştı. “biri kendime birisi hedefe diye geçirdi içinden. “ gözü gökyüzüne takıldı. Kısacık genç ömrü bir geldi bir gitti gözü önüne. Mermilerden kendine ayırdığını kalbine sıkmayı geçirdi içinden. Bir an ince bir duyguyla sarsıldı. Kalbe girecek bir mermi… kalbinden giren bir mermiyle intihar… Sanki soyut bir şeyler vardı kalbe sıkılacak bir mermiyle ölmede. Deniz bunu düşünürken duygulanıyordu. Ölümü kalbinden olsun istemiyordu. Kendini beynine sıkılacak bir kurşunla öldürmek daha somuttu. Düşünceleri beyni e kalbi arasından gidip gelirken, yakınlaşan seslerle irkilip doğruldu. Yukarı baktı. Yukarda yalnızca gökyüzü görünüyordu.o andan vazgeçti kendini vurmaktan. İşkence anıları unutulur diye geçirdi içinden. Yaşamaya olan inancı baskın geldi. Teslim ol diye bağırıyorlardı.
SONUNDA ÖLÜM DE OLSA KONUŞMAM, diye mırıldandı;
İŞKENCE ACILARI UNUTULUR, DİK YAŞAMAK İZ BIRAKIR HAYATTA…
Ve silahını yere bıraktı DENİZ GEZMİŞ…
Bu son tutuklanışlarıydı. Bu tutuklanışlarıyla başlayan serüvenleri, ölümleriyle sonuçlandı. Tutuklanma öncesinde bunu üçü de biliyordu. Artık hareketleri bir başka boyuta varmıştı. Örgenci hareketinin üzerinde bir anlam taşıyordu. 12 Mart muhtırası ile birlikte eylemleri de yoğunluk kazandı.
Bir süre sonra Ankara’dan ayrıldılar. Şarkışla’ya doğru yola çıktılar. Elazığ yöresinde bir köprüde kendileri ile birlikte Ankara’dan ayrılan Sinan’la buluşacaklardı, Nurhak Dağları’ndaki barınaklarına gideceklerdi. Şarkışla’da bir kuşku üzerine çevrildiler. İsteseler ellerindeki otomatik silahlarla kendilerini çevirenlerden bir anda sıyrılabilirlerdi. O güne dek silahlarını öldürmek için ateşlememişlerdi… Öldürme duygusu onları her zaman tedirgin etmişti. Özellikle en yakın arkadaşları Sinan, bu konuda olabildiğine titiz davrandı…
Dört Amerikalıyı esir alıp kaçırdıklarında Sinan da, Deniz de, Yusuf da ellerindeki tutsakları öldürmek zorunda kalabileceklerini düşünmek istemiyorlardı… Sinan, böyle bir olasılık aklına düşmesin diye sürekli uzak duruyor, konuşmalara katılmıyordu. Deniz bunlar nesnel olarak ölümü hak etseler de, öznel olarak suçsuz insanlar diye düşünüyordu. Amerikaları esir aldıkları ertesi günü, içlerinden birisinin gizlice karısına yazdığı mektubu yakaladılar. Amerikalı karısına, artık görüşmeyeceğiz diye yazmıştı. Deniz mektubu okurken oldukça hüzünlenmişti. Mektubu yakalatan Amerikalı çavuşsa, çok korkmuş, Deniz’e karısının hamile olduğunu söylüyordu. Deniz üzülme görüşürsünüz diye avutmuştu onu.
İşte aynı duygu Deniz’in içini kaplamıştı. Çevrilmişlerdi ve kaçmaları gerekiyordu. Yeri ve göğü ateşleyip döndüler. Döndüklerin de ilk kurşunu Yusuf yedi. Deniz düşen Yusuf’a koştu. Yusuf, Deniz kaçsın istedi; o Yusuf’u kaçırmak istedi. Hayatları saniyelerle çevriliydi. Bakıştılar ve Deniz sıyrılıp kaçtı…
Deniz seğirtirken içinden bir yanı kopmuş gibi duruyordu Yusuf’u. Önünde araba duran bir kapıyı çaldı. Kapıyı açan kadına kocasını çağırmasını söyledi. Kadın ansızın kapıyı örtünce silahını kilide doğru çalıştırdı… Deniz’in hiç istemediği bir şey olmuş kapının öbür tarafındaki kadın yaralanmıştı. Kocası geldi. Arabaya bindiler. Deniz arabanın yönünü Yusuf’un kendisinden koparıldığı yöne çevirdi. Orda bir iki tur attı. Ve dışarı doğru Yusuf, Yusuf diye selendi. Kendi sesi ve motor gürültüsünden başka bir ses alamıyordu. Yusuf’u öldürdüler diye geçirdi içinden. Yüzündeki çizgiler gerildi. Metin ve kararlı olması gerektiğini mırıldandı kendi kendine. Metin ve kararlı olmak onun ilk gençliğinden beri en temel niteliğiydi.
Arabasını aldığı astsubay İbrahim Fırıncı’ya, Şarkışla dışına çıkmasını söyledi. Gemerek’e doğru yöneldiler, Astsubay’a karısının yaralanmasından duyduğu üzüntüyü belirtip, tedavisi için para verdi. Şu beş yüz lirayla tedavi ettirin. Korkmayın bankanın parası değil harçlığımdan veriyorum. Bu 10 lira da bana yeter demiş. Yolda iki kez barikatla karşılaştılar. Silahına sarılıp ikisinden de sıyrıldı. Öldürmek amacıyla ateşlemedi silahını. Çevredekilerin ayakları dibine ve başları üstüne yön veriyordu kurşunlara. Deniz keskin nişancıydı. Koşarken uzakta küçük bir hedefi ilk atışta vurabilirdi.
Gemerek’e yaklaştıklarında bir benzin istasyonunun çevresinde yolun kesilmiş olduğunu gördü. Belediye hoparlöründen bir ses sürekli ortalığı çınlatıyordu. Deniz’in Gemerek yönüne geldiğini duyuruyor, herkesi bu kanun kaçağının yakalanması için seferber olmaya çağırıyordu.
DENİZ BUNDAN SONRAKİ ANISINI HÜCRESİNDE NİYAZİ AĞIRNASLI’YA ŞÖYLE ANLATMIŞTI “ Uzaktan, bir benzin istasyonunun yakınında yolun kesildiğini görünce direksiyonu tarlalara doğru kır dedim. Biraz sonra arabadan indim, kaçmaya başladım. Bu sırada etraftan sesler anonslar geliyordu. Bir kalabalık 4 er 5 er kişilik guruplar halinde bana doğru sokuluyordu. Elimdeki makineliyle yere havaya doğru ateş açtım. Kalabalık kaçıştı. İçlerinden bir sivil kaçamadı. Onu yakaladım. Kimsin ne istiyorsun benden? diye sordum. Ayaklarıma kapandı. Beni çocuklarıma bağışla yiğidim diye yalvarıyordu. Omzuna ayağımla vurdum. Kalk çabuk defol yanımdan dedim. Belediye başkanıymış kalktı ve kaçmaya başladı… “
Deniz bir süre tarlalara doğru yön aldı. Seğirtti ve önüne gelen bir çukura girdi. Silahında iki mermisi kalmıştı. “biri kendime birisi hedefe diye geçirdi içinden. “ gözü gökyüzüne takıldı. Kısacık genç ömrü bir geldi bir gitti gözü önüne. Mermilerden kendine ayırdığını kalbine sıkmayı geçirdi içinden. Bir an ince bir duyguyla sarsıldı. Kalbe girecek bir mermi… kalbinden giren bir mermiyle intihar… Sanki soyut bir şeyler vardı kalbe sıkılacak bir mermiyle ölmede. Deniz bunu düşünürken duygulanıyordu. Ölümü kalbinden olsun istemiyordu. Kendini beynine sıkılacak bir kurşunla öldürmek daha somuttu. Düşünceleri beyni e kalbi arasından gidip gelirken, yakınlaşan seslerle irkilip doğruldu. Yukarı baktı. Yukarda yalnızca gökyüzü görünüyordu.o andan vazgeçti kendini vurmaktan. İşkence anıları unutulur diye geçirdi içinden. Yaşamaya olan inancı baskın geldi. Teslim ol diye bağırıyorlardı.
SONUNDA ÖLÜM DE OLSA KONUŞMAM, diye mırıldandı;
İŞKENCE ACILARI UNUTULUR, DİK YAŞAMAK İZ BIRAKIR HAYATTA…
Ve silahını yere bıraktı DENİZ GEZMİŞ…